Sistem Analizi —SİSTEM ANALİZİ—Uygulama ve Tasarım

Madencilikte Yeni Kripto ENVION

Madencilikte Yeni Kripto ENVION Yatırımcıların doğrudan kripto dünyasına girmesi, kripto dünyasındaki en son gelişmelerden ve atılımlardan pek çoğunu gelecekteki yatırımcılara büyük yararlar sağlamak ve yatırımcıları daha fazla hale getirmek için çok önemli bir etkiye sahip olmuştur, kripto dünyasına yatırım yapmaya istekli birey sayısı da artmıştır.
Envion Nedir? Envion, yatırımcıları bozan birçok dünya tabanlı kripto şirketinin varlığı ile hayranları için en yeni yenilikleri ve atılımları getirmeye çalışıyor; özellikle de Envion dünyasından büyük fayda sağlayabilecek ve diğerlerine kıyasla daha büyük sonuçlar elde edebilecek yatırımcılar için kripto tabanlı projelerde. Envion, yatırımcıların yanı sıra şirketlerin kendileri için de karşılıklı yarar sağlayan bir yenilik ve çözüm sunuyor. Ama envion tam olarak nedir? Envion, Berlin, Almanya’dan yenilikçi, İsviçreli bir start-up blok zinciridir ve mobilite madenciliği şeklinde dünya çapında yenilenebilir ve geleneksel enerjinin değerini en üst düzeye çıkaran akıllı, patentli ve ultra ölçeklenebilir kapalı şebeke çözümleri sunmaktadır. Hareketlilik tekniklerine ek olarak, Envion, maliyet etkin güce çok büyük erişimi sağlayacak pek çok başka avantaj da sunmaktadır. Güneş enerjisinin popülerliği ve güneş panellerinin kurulumunun artması, bu enerji kaynaklarının fiyatlarında çarpıcı bir düşüşe neden oldu. Bu nedenle Envion, bu çok hesaplı kaynaktan yararlanarak ona bir çözüm olabilir. Güneş enerjisini kullanmak, çevrecilik açısından harika bir yoldur, çünkü gerçekten yenilenebilir bir enerji kaynağıdır. Detaylı Sistem Analizi Şirket, güneş enerjisi panelleri veya rüzgar türbinleri gibi mevcut enerji kaynaklarının gücünü kullanabilen mobil madencilik ünitelerini (MMU) icat etti. Cihazlar, bir yere monte edilmiş olmasına bakılmaksızın, herhangi bir yere kolayca taşınabilmeleri ve yerleştirilmeleri için tasarlanmıştır. Ayrıca, modüler tasarım, birçok birimi bir araya getirip bir araya getirmeyi mümkün kılar. Yenilikçi bir soğutma sistemi, cihazın 40 dereceyi aşan dış hava sıcaklıklarında dahi çalışmasını sağlar. GPU’ların yerleşimi de en iyi konveksiyon koşulları için optimize edilmiştir. MMU, raf sistemleri, uydu iletişimi, güvenlik ve ölçüm cihazları ve uzaktan kumanda üniteleri ile komple çalışan özerk bir çalışma cihazı olarak tasarlanmıştır. Birim, LTE, Wi-Fi veya uydu bağlantıları da dahil olmak üzere internete bağlanmanın mevcut yollarını otomatik olarak bulma yeteneğine sahiptir. Sistemin temel unsuru, optimum verimlilikle çalışacak şekilde yapılandırılmış bir GPU tabanlı madencilik cihazdır. MMU-s’ler, arızaları hızlı bir şekilde saptamaya ve düzeltmeye yardımcı olan yerleşik mekanizmaları içerir; bu da bakım maliyetlerini en aza indirir.
Envion Geliştirici Ekibi Envion, ilerleme kaydetmek için geliştiricileri kripto dünyasındaki en profesyonel ve tecrübeli ekip tarafından yönetmektedir ve ekip diğer kripto projelerinin çoğunda başarılı olan bir ekiptir. Envion’un CEO’su Matthias Woestmann tarafından yönetilen profesyonel bir ekip kurulmuştur. ICO Detayı Envion, kendi madeni paralarından fiyat seçeneklerini sunma konusunda diğer şifrelemeleri ile farklı sistemler ve modeller sunan yeni bir inovasyondur. Envion madeni paralar 30 Aralık 2017 sonuna kadar farklı fiyatlarla 1 Aralık’ta başlayacak. Envion, 1 Aralıktan 15'e, 15–17 Aralık tarihli fiyatın 0,80 $ ‘a yükselen 0,70 dolar fiyatlı 1 sikke envion olan bir kripto sistemi için çok iyi bir fiyata ilk hafta fiyatları sunuyor. 21 Aralık tarihinden itibaren, kefalet fiyatı, madeni paraya göre 0,9 dolara ulaştı ve 28 Aralık’a kadar kefalet fiyatı, madeni para başına 1 ABD dolarına ulaştı. Envion’u, 0,70 dolara çok uygun bir fiyatla birkaç gün daha kalan ön satış dönemi için mümkün olduğunca hemen alalım. Token sahipleri için yararlar: • İsviçre kullanıcısı, sınırlamaksızın ICO’ya katılabilir. • EVN’in kanıtları, resmi ve lisanslı ABD borsalarında işlem görebilmesidir. • Bankalar ve diğer finansal kuruluşlar, kolayca işbirliği modelleri oluşturabilir ve hissedar kazançlarını artırabilir. • Bu ifade, üst düzey işbirliği için temel oluşturmaktadır. • EVN tokenleri, daha geniş pazar, en yüksek güvenlik potansiyeline sahip en iyi güvenlik kriteridir. • Üçüncü Şahıs İşletmelerinden daha iyi yatırım getirisi. Daha fazla detay için resmi hesaplar: Website: https://www.envion.org ICO: https: //www.envion.org/en/ico/ Whitepaper: https://www.envion.org/en/download/envion_whitepaper.pdf Twitter: https://twitter.com/Envion_org Facebook: https://www.facebook.com/envion.org
submitted by ck1903 to u/ck1903 [link] [comments]

Filozof Serisi #4: Aristoteles

Aristoteles veya kısaca Aristo, Antik Yunanistan'da Klasik dönem aralığında yaşamını sürdürmüş olan Yunan filozof ve bilgedir.
Platon ile düşünce tarihinin en önemli filozoflarından biri olan Aristo, mantık, fizik, biyoloji, zooloji, astronomi, metafizik, etik, estetik, ruh, psikoloji, dilbilim, ekonomi, siyaset ve retorik gibi pek çok disiplinde çoğu o disiplinin kurucusu olan eserler vermiş, eserleri 16. ve 17. yüzyılda modern bilim gelişene kadar Avrupa ve İslam coğrafyasındaki bilimsel faaliyetin temelini oluşturmuştur.
Günümüzde kullanılan pek çok bilimsel terim ve araştırma metodu kendisine dayanan Aristo, tarih boyunca özgün felsefi düşüncelerin ve tartışmaların, bilimsel görüşlerin ve araştırmaların kaynağı olmuş ve olmaya daha devam etmektedir.
Hayatı hakkında çok az şey bilinmektedir. Kuzey Yunanistan’daki antik Stagira şehrinde doğmuş, Makedon Kralı II. Filip‘in doktoru olan babası Nicomachus Aristo çocukken ölmüş ve Makedonya sarayında hocalar tarafından büyütülmüştür. 17-18 yaşlarında Atina ‘daki Platon'un Akademisine katılmış ve yirmi yıl kadar kadar orada kalmıştır (c. MÖ 347). Platon öldükten kısa zaman sonra, MÖ 343 ‘de Makedon II. Filip‘in isteğiyle Makedonya sarayında Büyük İskender‘e hocalık yapmıştır. Daha sonra Atina'ya dönüp Lyceum'da Platon'unki gibi bir okul kuran Aristo burada pek çok takipçi edinmiştir ve bugün kendisine atfedilen düşüncelerin çoğunu bu dönemde ürettiği düşünülmektedir.
Aristoteles ismiyle günümüze kalan eserlerin nasıl üretildiği veya toplandığı tam olarak bilinmemektedir, günümüze kalan metinlerin basılmak için hazırlanmış yazılardan çok, ders anlatımı için oluşturulmuş taslaklar ya da ders notları olduğu düşünülmektedir. Buna rağmen bu metinler Geç Antik Çağ, Orta Çağ, ve Rönesans, boyunca bilim pratiğini belirlemiş, örneğin astronomi hakkındaki iddiaları Kopernik'in, fizik hakkındaki düşünceleri Galileo ve Newton'un çalışmalarıyla aşılabilmiş, klasik mekanik, modern kimya ve biyoloji sistematik bilimler haline gelene kadar doğa ve hayvanlar hakkındaki görüşleri etkisini baskın biçimde sürdürmeye devam etmiştir. Mantıkla ilgili ilk biçimsel incelemeleri sunan Aristo, Frege'ye kadar mantıkla ilgili çalışmaların temelini oluşturmuştur. Bu eserlerinin en önemlileri arasında Metafizik, Kategoriler, Fizik, Nikomakhos'a Etik, Politik, Ruh Üzerine ve Poetika sayılabilir.
Helenistik dönemde diğer düşünce okulları kadar popüler olmasa da öğretilerini takip edenlerce fikirleri aktarılmış, Epikürcülük ve Stoacılık üzerinde çeşitli etkileri olmuştur. Ancak asıl etkisini Erken Hristiyanlığın Neo-Platonizminde, Orta Çağ'ın Hristiyanlık teolojisinde, İslam felsefesinde, ve Skolastik düşüncede gösteren Aristo, İslam düşünürleri tarafından "muallim-i evvel" yani "ilk öğretmen" olarak anılmış, Thomas Aquinas biricik örneğini teşkil ettiğini düşündüğü için ona sadece "filozof" demiş, Heidegger felsefede kavramın ancak Aristo ile kendisini bulduğunu iddia etmiştir. Felsefe tarihi boyunca neredeyse hiç gündemden düşmeyen Aristo, günümüzde özellikle metafizik ve etik alanlarında güncel tartışmalara katkıda bulunmaya devam etmektedir.

Hayatı

O dönemde gayet yaygın bir isim olan adının anlamı "en iyi amaç, gaye" olan Aristoteles'in hayatıyla ilgili bilgiler oldukça sınırlı ve Antik Çağ'dan günümüze kalan belgeler de oldukça spekülatif olan Aristo'nun MÖ 384 veya 385'te, günümüzde Athos tepesi olarak adlandırılan tepenin yakınlarında ufak bir Makedonya kenti olan Stageira'da, Makedonya kralı II. Amyntas'ın (Philippos'un babası) hekimi olan Nikomakhos'un oğlu olarak dünyaya geldiği düşünülmektedir. MÖ 367 veya 366 'da 17-18 yaşında Platon'un Atina'daki akademisine girmesiyle Platon'un en parlak öğrencilerinden biri olan Arito, Platon'un okulundayken okuma tutkusuyla tanındığı ve "okuyucu" lakabını edindiği söylenir. Helenistik dönemden önce felsefe daha çok karşılıklı konuşma ve tartışma biçiminde yapıldığı için Aristo'nun metinlere yönelmesi farklı bir etkinlik olarak görülmüş olabileceği gibi, bu lakap daha sonraki Aristo okurları tarafından Aristo'nun metinlerinin kendinden önceki filozoflara göndermelerle dolu olması nedeniyle verilmiş de olabilir. Bu dönemde hiçbiri günümüze bütünüyle kalmamış olan diyaloglarını yazmaya başladığı düşünülmüktedir.
Platon MÖ 347'de öldüğünde, Akademi'nin başına yeğeni Spevsippos geçmiştir, Aristo'nun Atina'dan ayrılmasına genellikle bu durum temel neden olarak gösterilse de o dönemde Makedonya'nın güçlenmesi ve diğer Yunan şehir devletlerini tehdit etmesi sonucu gelişen Makedon düşmanlığının da Atina'dan ayrılmasında etkili olduğu düşünülebilir. Ksenokratos'la beraber bulunduğu Assos kentinin tiranı Atarnevus'lu Hermias'ın yanına danışman olarak gider, bu sırada en önemli öğrencilerinden biri olan Theophrastus'la beraber özellikle Midilli adasında hayvanlar, bitkiler ve coğrafya hakkında pek çok gözlem, inceleme ve deney yaptığı, bu konulardaki metinlerini dolduran örneklerin çoğunu bu dönemde topladığı düşünülmektedir. Midilli'deyken Hermias'ın yeğeni ya da evlatlık kızı Püthias'la evlenir ve yine Püthias adında bir kızı olur.
343'te Pella'daki (Bugün Ayii Apostili) Makedonya Kralı II. Filip'in sarayına danışman olarak gider, burada Filip'in oğlu İskender ve daha sonra ordusunda general, ve İskender öldükten sonra sırasıyla biri Yunan Yarımadasında diğeri Mısır'da kral olacak olan Cassender ve I. Ptolemaios'a hocalık yapar. Antik Çağ filozoflarının hayatlarıyla ilgili çoğu rivayete dayanan bilgilerden oluşan bir biyografi kitabı yazmış olan Diogenes Laertius, 341 yılında Perslerin eline düşen Hermias'ın öldürülünce Aristo'nun Delfi'de ona bir anıt yaptırdığını ve bu anıta onun anısına bir şiir yazdığını aktarır ve şiire de yer verir.]Aristo'nun Perslere karşı etnik ayrımcılık yaptığı, Yunanları Perslerden daha üstün gördüğü, öğrencilerine Yunanlara karşı iyi davranan fakat aynı düzeyde Perslere kötü davranan lider olmaları gerektiğini öğrettiği söylense de, ancak zaten Pers düşmanlığı ve "dostuna iyi, düşmanına kötü davran" normu Antik Yunan toplumunda Aristo'ya kadar en az iki yüzyıldır yaygın biçimde görülmektedir, ayrıca Aristo felsefesiyle öğrencilerinin liderlikleri arasında net bir örüntü görülmemekte, Aristo'nun bu dönemde seçkin öğrencilerine ne öğrettiği bilinmemektedir.
Filip'in ölümüyle MÖ 335 yılında İskender Makedonya Kralı olduğunda Aristoteles Atina'ya dönüp daha öncesinde de felsefe amacıyla kullanılmış bir yer olan Atina kent merkezine yakın Lükeion'da kendine ait bir felsefe okulu kurar ve takipçilerine ya (rivayete göre) Aristo öğrencileriyle dolaşarak tartıştığı için ya da bir tür çevresi sütunlarla çevrili avlu ya da galeri olan mimarinin adından dolayısıyla Peripatetikler denmiştir (bu isim hem "etrafında yürüyenler" hem de "bir alanı çevreleyen mimari yapı" anlamına gelebilir). Burada on iki sene ders veren Aristo eşi Püthias ölünce Herpüllis'le evlenir ve Nikomakhos adında bir oğlu olur. Günümüze kalan metinlerinin çok büyük ihtimalle bu dönemde Aristo ya da öğrencileri tarafından yaptıkları tartışmalara dair notlar olduğu ve okul dışında paylaşılmadığı düşünülmektedir.
MÖ 323'te Büyük İskender'in ölmesi sonrası Atina'da Makedon karşıtı bir tepki dalgası oluşunca Makedon olan Aristoteles'e karşı, dine saygısızlık davası açılması söz konusu olur. Bir ölümlüyü -Hermias'ı- anısına bir ilâhi yazarak ölümsüzleştirmekle itham edilir. Bunun üzerine Aristoteles, Sokrates'in yazgısını paylaşmak yerine Atina'yı terk etmeyi seçer: kendi deyişiyle, Atinalılar'a "felsefeye karşı ikinci bir suç işlemeleri" fırsatını tanımak istemez. Annesinin memleketi olan Eğriboz (Evboia) adasındaki Helke'ye sığınır. Ertesi yıl MÖ 322'de, altmış üç yaşında hayatını kaybeder.

Yapıtları

Aristoteles'in yazıları iki kümeye ayrılır: 1. Aristoteles tarafından yayımlanan ancak bugün kaybolmuş yazılar, 2. Aristoteles tarafından yayımlanmamış, hatta yayına yönelik hazırlanmamış fakat muhafaza edilmiş olan yazılar.

Kaybolan Yapıtları

İlk kısım yazılar, "dışrak yapıtlar" olarak adlandırılırlar. Dışrak, yani ἐξοτερικά terimini Aristoteles kendisi Lykeion'dan daha geniş bir okuyucu kitlesine yönelik eserleri için kullanmıştır. Bu yapıtlar, diğer birçok Antik Çağ metni gibi Milât'ı izleyen ilk asırlarda kaybolmuş ve günümüze yalnızca başka yazarların alıntılarından kalan parçalar ulaşmıştır. Bu yapıtlar konu ve işleniş itibarıyla Platon'unkilere benzer biçimde diyalog olarak yazılmıştır. Cicero, Aristoteles'in stilinin "pürüzsüzlüğü"nü övüp yazısının akışını "altın bir ırmak"a benzetirken çok büyük ihtimalle bu yapıtlara göndermede bulunmaktadır çünkü bizim elimize ulaşan diğer türdeki metinler dil ve biçim açısından vasat, daha çok konuşma diline yakın metinlerdir. Bu metinler büyük ölçüde Platoncu temaları geliştirmekte, hatta bazen Platon'un çalışmalarıyla aynı doğrultuda daha öteye giden iddialar sunmaktadır (Bu çizgide, örneğin Evdemos diyalogunda, ruhla beden arasındaki bağları doğa karşıtı bir birliktelik olarak nitelendirip, Tyrrhen korsanlarının tutsaklarını bir cesede bağlayarak yaptıkları işkenceye benzetir). Fakat genel olarak bu yayımlanan metinlerin hiçbiri elimize ulaşan metinlerdeki kadar güçlü argümanlar vermemekte, daha çok genel geçer toplumsal normları ve Platon'u doğrular görünmektedir.
Aristoteles'in yayıma yönelik olmayan eserlerinde ise (örneğin Ruh Üzerine'de) Platon'u ve ondan sonra gelen Platoncuları eleştirdiğini çok net görebiliriz. Dahası pek çok noktada Platon'la çok temel görüş ayrılıklarına sahip olan Aristo, pek çok başka açıdan da genelgeçer toplumsal kanılarla oldukça zıtlaşmaktadır. Bu durum felsefe tarihçilerini Aristo'nun nasıl anlaşılması gerektiğiyle ilgili çeşitli iddialara götürmüştür. Kimileri Aristo'nun yayımladığı diyaloglarını Platon'un okulundayken yazdığını, bu nedenle Platon'un iddialarını savunan metinler ürettiğini, ancak kendi özgün düşüncelerini daha sonra geliştirdiğini iddia etmektedir. Fakat öte yandan Aristo'nun toplumsal alanda görünürlükle filozoflar arası yapılan tartışmaların düzeyi arasında bir ayrım gördüğünü, dolayısıyla yayımladığı eserlerin felsefe bilmeyen insanlara yönelik olduğu için öyle yazıldığını, okulunda yakın öğrencileriyle beraber çok daha farklı bir tartışma pratiği benimsediğini iddia edenler de bulunmaktadır.[15] Bu günümüze ulaşamayan yayımlanmış yapıtların başta gelenleri şunlardır: Evdemos ya da Ruh Üstüne (Platon'un Phaidon'unun izinde), Felsefe Üzerine (Metafizik'in kimi temalarının ayırdına varabildiğimiz bir tür "tutum ibrazı" yazısı), Protreptik (felsefî hayata teşvik), Gryllos ya da Retorik Üzerine (Isokrates'e karşı), Adalet Üzerine (Politika 'nın bazı temaları burada görülebilir), Asalet Üzerine ve Şölen.

Korunan Yapıtları

İkinci küme Aristoteles'in büyük olasılıkla Lykeion'daki derslerini vermek için kullandığı notlardan oluşsa da bu konuyla ilgili kesin bir bilgi yoktur. Bu yapıtlardan esoterik (içrek) bazen de akroamatik (yani sözel öğretime yönelik) yapıtlar olarak bahsedenler bulunmaktadır. Antik Çağ'dan itibaren bu metinlerin nasıl korunduğu üzerine romansı bir anlatı yayılmıştır. Bu hikâyenin gerçekliğiyle ilgili hiçbir kanıt bulunmadığı, dahası tam tersi yönde pek çok kanıt olduğu halde, bu hikâye tarihteki en önemli Aristoculardan biri olan Afrodisyanlı İskender tarafından aktarıldığı için pek çok tarihçiyi düşündürmektedir. Afrodisyanlı İskender'in MS 2. yüzyılda aktardığı hikâyeye göre Aristoteles ve Theophrastos'un elyazmaları, Theophrastos tarafından eski okul arkadaşı Nelevs'e bırakılmış; Nelevs'in cahil vârisleri metinleri Bergama krallarının kitapsever açgözlülüğünden korumak amacıyla Skepsis'te bir mağaraya gömmüşler, uzun zaman sonra, MÖ birinci yüzyılda, bunların torunları yazmaları altın pahasına Peripatetisyen Teoslu Apellikon'a satmışlar, Apellikon bunları Atina'ya götürmiş, son olarak Mithridates'le savaştığı sırada Roma imparatoru Sulla Atina'daki kitaplığı ele geçirip Roma'ya taşımış. Orada da bu kitaplık Tyrannion tarafından satın alınmış: Lykeion'un son yöneticisi Rodoslu Andronikos MÖ 60 civarında Aristoteles'in ve Theophrastos'un akroamatik eserlerinin ilk redaksiyonunu yayımlamakta kullanacağı nüshaları ondan almış.
Bu anlatı pek tutarlı gözükmüyor. Zira Aristoteles’in ölümünden sonra kesintisiz olarak etkinliğine devam eden Lykeion’un nasıl olup kurucusunun elyazmalarını yitirmiş olabileceğini anlamak güç. Dahası, bu metinlerin kendilerinin Aristotales öldükten sonra öğrencileri tarafından onun öğretilerini bir okul müfredatı formatına getirme çabası sonucu üretilmiş olması da mümkün. Her hâlükârda Aristoteles’in yapıtlarının ilk önemli yayımı Andronikos’unki. Belki de bu nedenle Aristoteles’in yapıtları bu dönemden yani filozofun ölümünden üç asır kadar sonra, daha etkili olmaya başlamış olabilir. Fakat bu döneme kadar Aristoteles'in takipçileri kaybolmamışlar, sadece Epikürcüler, Stoacılar ve Şüpheciler kadar baskın olmamış, onlar kadar önemli görülmemişlerdir.
Buradan çıkan önemli bir sonuç "metafizik" gibi metinlerin isimlerinin daha sonradan Aristo'nun takipçileri tarafından üretilen isimler olmaları, dahası metinlerin sırasının, mantıksal akışının, ve pek çok argümanın yerinin de yine Aristo'nun takipçileri tarafından düzenlenmiş olması. Metinlerin ne kadarının Aristo'nun özgün fikirleri olduğunu bilmediğimiz gibi bize Aristo'nun adı altında ulaşan metinlerdeki iddiaların ne kadarından Aristo'nun haberdar olduğunu da bilmiyoruz. Bu durum birbirinden oldukça farklı konularda pek çok felsefi teori ortaya atan Aristoteles metinlerinin bütünlüğünün yorumlanması ve tartışılması konusunda oldukça büyük problemler yaratmış, tarih boyunca Aristoteles'in metinlerine yazılan şerhler felsefe tarihi üretiminin önemli bir kısmını oluşturmaktadır.
Öte yandan, Andronikos’un metinleri hem mantıksal, hem de didaktik kaygılar güden bir düzene oturttuğunu görüyoruz (örneğin mantığın, bilimsel incelemelerden; fiziğin de metafizikten önce gelmesi gibi). Dahası konu bakımından da dilin doğru kullanımına dair normatif kurallarla başlayan Aristo külliyatı fizik, anatomi, hayvanlar, metafizik, etik ve retorik sırasıyla ilerlemektedir ki bu da eğitimin nasıl yapılması gerektiğiyle ilgili önemli fikirler vermektedir. Fakat Aristoteles metinlerine verilen bu sistematik biçimin Aristoteles tarafından ne kadar düşünüldüğü ya da savunulduğu tartışmaya açıktır. Dahası, Orta Çağ'da Aristoteles adıyla toplanan metinler temel bilim faaliyeti haline geldiğinde eklemeler, çıkarmalar ve formal değişiklikler artmış olmalıdır.

Corpus Aristotelicum

Aristoteles'e Atfedilen Metinler

Günümüzde Aristo'nun metinlerine referans vermek için 19. yüzyılda August Immanuel Bekker tarafından hazırlanmış olan toplu basımın paragraf sayıları kullanılmaktadır. Bu metinlerden Aristo'ya ait olmadığı kanıtlanmış olanların üstü çizilmiştir, bir tek Atinalıların Devleti adlı metin 1890'da arkeolojik kazılarda bulunan bir papirüs sayesinde ortaya çıktığı için bu basımda yer almamaktadır.

Teorik Felsefe

Aristoteles felsefe pratiğini üç bölüme ayırmıştır: teorik, pratik ve teolojik. Teorik felsefe dilin doğru kullanımları, mantık, doğa felsefesi, fizik, kozmoloji, biyoloji, gibi konuları ele alır. Pratik felsefe ise arzular, etik, devlet, erdemler, davranışlar, mutlu yaşam gibi konuları ele alır. Teoloji ise varlığın temellerinin, şeylerin özünün, gerçekliğin kendisinin yani Tanrının araştırılmasıdır. Teorik felsefeyle ilgili metinlerini çok geniş anlamıyla mantık, doğa felsefesi ve metafizik olarak alt başlıklara ayırabiliriz.

Mantık

Orta Çağ'da verildiği Latince adıyla "alet" yani Organon bölümü Aristoteles'in en önemli ve en etkili bölümlerinden biridir, örneğin Kant çok tartışmalı bir iddia olsa da Aristoteles'in bu eserinden kendi zamanına dek mantıkta hiçbir değişme ve gelişme olmadığını iddia etmiştir. Altı bölümden oluşan bu eser modern anlamda mantık olarak adlandırdığımız incelemeden çok daha fazlasını içerir. İlk bölüm yüklemler ya da daha popüler ismiyle kategoriler adlandırma üzerine dilin genel işleyiş biçimine dair iddialarla başlar. "Kategoria" Antik Yunancada iddia etmek, yargılamak, atfetmek, yüklemlendirmek anlamlarına gelir ve Aristo bu kelimeyi şeylere hangi kelimelerin nasıl atfedildiğini açıklamak için kullanılır. Aristo felsefesinin genel yapısını anlamak için çok önemli olan bu bölümde bahsedilen töz kavramıyla Metafizik kitabında töz hakkında verilen inceleme arasındaki ilişki yoruma açıktır.
Günümüze kadar gelen kategori kelimesi bugünkü anlamını Aristo'nun meşhur listesinden alır. Bu liste Aristo'ya göre bir şeyin kaç farklı şekilde adlandırılabileceğine dair bir ayrım yapar, günümüzde bu başlıkların her birinin farklı bir kategori olduğunu söylüyoruz. Bu kategoriler töz, nicelik, nitelik, ilişki, yer, zaman, konum, durum, etki ve etkilenim olmak üzere on tanedir, fakat yapılan ayrımın ne hakkında olduğu tartışma konusudur. Kimisi bu ayrımın ontolojik temelleri olduğunu söylerken kimisi Aristo'nun bu noktada sadece bir dilbilgisi analizi yaptığını iddia etmektedir. Töz varlığın temelini oluşturur, kendi kendisine var olan varlıktır, başka bir şeyde var olmaz, diğer bütün kategoriler tözlerde varolurlar. Hemen ardından birincil tözler ve ikincil tözler ayrımı yapan Aristo ikincil tözlerin tümeller olduğunu, tümellerin çok sayıda nesneye atfedilebilir olduğunu söyler. Örneğin "Sokrates" birincil bir tözdür, kendi kendisine var olur ve başka bir şeyde var olmaz. Ancak "İnsan" ikincil bir tözdür, tekil tözler var olmadan ikincil tözler var olamazlar, eğer dünyada hiç insan yoksa insan tümelinin de varlığından bahsedemeyiz, ancak bir tane bile insan olması "insan" tümelinin var olmasına yeterlidir.
Yorum Üzerine kitabında kategorilerdeki incelemenin bir adım daha ötesine giderek önermeler, isimler ve filler, değilleme, tümel ve tikel önermeler ve gelecekle ilgili olasılık içeren önermelerle ilgili bir tartışmaya girer. Günümüzde tümel ve tikel yargıları inceleyen mantık alanının adını niceleme mantığı olmasının nedeni Aristo'nun tümel ve tikel olmanın önermelerin niceliği olduğunu iddia etmesinden gelir ve modern mantık büyük oranda Aristoteles'in iddiaları üzerine kuruludur, modern niceleme mantığı 1879 yılında Gottlob Frege'nin Aristotelesçi mantık yerine yeni bir mantık sistemi ortaya atmasıyla doğmuştur.
Felsefi açıdan bu kitabın en ünlü kısmı "gelecekteki rastlantılar problemiyle" ilgili deniz savaşı örneğinin verildiği kısımdır. Aristo eğer "yarın bir deniz savaşı olacak" dersem ve yarın bir deniz savaşı olursa bu cümlem doğrudur der. Fakat eğer bugün deniz savaşı olduğuna göre cümlem dün söylediğimde de doğruydu dersek o zaman 10.000 yıl ve bir gün önce söylense de doğru olurdu, o zaman da bu cümle bugünden önce ne zaman söylense doğru olur, bugün deniz savaşı olmaması imkansız olurdu. Dolayısıyla gelecekle ilgili iddiaların doğruluk değerini söyleyebilmemiz için olayın olması gerekir, öbür türlü her şey zorunlu olarak olmak zorunda kalır, o zaman da etik değerlerin ya da sorumlulukların hiçbir anlamı olmaz. Nedensellik açısından olmasa da bir çeşit mantıksal determinizmi reddeden Aristo'nun bu iddiaları determinizmin Tanrı'nın her şeyi belirlemesi bağlamında Hıristiyanlıkta ve İslam'da, ya da bütün olayların belirli bir nedenle olduğu üzerine kurulu modern determinizmde (Leibniz) tartışma konusu olmuştur.
Antik Yunanca analitik kelimesi "çözmek" (hem mesela bir ipi çözmek, hem de mesela suda çözmek) anlamına gelmektedir. Birincil Analitik (ya da birincil çözümlemeler) hemen ardından genel İkincil Analitikle (ya da ikincil çözümlemeler) beraber düşünüldüğünde geçerli çıkarımlarla ilgili bir teori sunmaktadır. Bu en genel anlamıyla doğru cümlelerden doğru cümlelere ulaşabilmemizi sağlayan bir söylem oluşturma biçimidir. Birincil analitik yorum üzerine kitabında yapılan cümlelerin parçalarının ve niceliklerinin (tümel, tikel) incelemesi üstünden temel bir çıkarım yapma biçimi (tasım) olarak "silojism" incelemesini üretir, "silojism" Antik Yunanca "birlikte-söylem" demektir, yani kabaca beraber söylenen cümlelerin incelenmesidir. Basitçe bir silojism/tasım/çıkarım üç cümleden oluşur, her cümle iki parçadan oluşur, ilk iki cümlenin bir parçası ortaktır ve Aristo bu ortak elemana "orta terim" adını verir, üçüncü cümlede orta terim yer almaz, yalnızca birinci ve ikinci cümlenin diğer bölümleri yer alır. Örneğin: 1. Bütün yaşayan insanlar canlıdır, 2. Sokrates yaşayan bir insandır, 3. Sokrates canlıdır. Burada "yaşayan insanlar" orta terimken, "Sokrates" ve "canlı" üçüncü cümlededir, dolayısıyla ilk iki cümleden üçüncü cümleyi çıkarmış oluruz. Aristo'nun gelecekle ilgili önermelerle ilgili argümanı gelecekle ilgili iddialarımızda bu orta terim ile bir çıkarım yapamayacağımızdır.
Pek çok çıkarım biçimini inceleyen Aristo çıkarımların genel yapılarını da kategorize ederek doğru cümlelerden doğru cümleler çıkarılabilmesi için uyulması gereken kuralların soyut genel yapısını birincil analitikte verdikten sonra İkincil Analitik'te bilimsel bilginin üretilmesi sürecinde maddeden bahsederken nasıl bir yöntem izlenmesi gerektiğinin araştırmasına girişir. Birincil analitikte bahsedilen çıkarımlar geneldir, fakat maddelerin özelliklerine göre bu çıkarımların doğruluk değerleri değişebilir. Dolayısıyla Aristo'ya göre bilimsel faaliyette çıkarımlar gösterimlerden yani belirli ilkelerden formal mantık kurallarıyla sonuçlara ulaşılan ispat süreçlerinden oluşur. İspatın başladığı ilkeler daha önceden ispatlanmış ya da birincil ilkeler yani ispatlanamayan fakat kendi kendilerine doğru ilkelerden oluşmalıdır. İspat süreci dairesel olmamalıdır, yani sonuçlar çıkarıldıkları temel ilkeleri ispatlamamalıdır, ki bu açıdan Aristo mantıksal olarak bilimsel bilginin temelleri olması gerektiğini savunur. Ayrıca bir ispattaki bütün adımların zorunlu, genel ve ebedi doğrular olması gerektiğini savunan Aristo bir iddianın sadece doğruluğunu değil neden doğru olduğunu da ispatlayan, negatif değil pozitif bir iddiayı ispatlayan ve "yanlışa indirgeme" metoduyla değil de öncüllerden direk yapılan çıkarımlarla gösterilen ispatların daha iyi olduğunu savunur. Diğer çıkarım biçimleri de doğrudur fakat Aristo'ya göre bilgimizi asıl geliştiren bu biçimde yapılan çıkarımlardır.
İkincil analitikte iddia edilen biçimle yapılan çıkarımların sonucuna apodiktik yani zorunlu ve kesin doğrular derken, eğer öncüler kesin değilse ulaşılan sonuçlara diyalektik yani tartışmalı diyen Aristo, Topikler (ya da yaygın düşünceler) kitabında bu tarz çıkarımların yapısını incelerken, yapı ve içerik itibarıyla doğru görünen fakat doğru olmayan çıkarımları ise sofistçe olarak adlandırır ve sofistlerin çürütülmesi kitabı bu tarz çıkarımları inceler. Sadece cümlelerin doğruluk ilişkilerinin soyut yapılarını değil kelimelerin içeriklerinin bu doğruluk yapılarıyla ilişkisini de inceleyen Aristo retorikle ilgili pek çok konuya da girdiği bu metinlerinde tümevarım ve tümdengelimin ilk bilimsel analizlerini vermiş, iddiları günümüze kadar oldukça etkili olmuştur. Örneğin 19. yüzyılda yaşamış matematikçi ve mantıkçı George Boole'un Aristoteles'ten yola çıkarak geliştirdiği sembolik mantık sistemi (ki Boole'un geliştirdiği sistem Aristoteles'i çürütmemektedir), günümüzde bilgisayar donanımlarının temel kurulum yapısını oluşturmaktadır.

Fizik

"Fizik" yani doğa Aristo'ya göre bir şeyin kendisinde yani özünde bulunan hareket etme ve sabit durabilme ilkesi veya nedenidir. Yani bir şeyin doğası onun kendinde sahip olduğu haliyle o şeyi harekete geçiren ya da durduran neden ya da ilkedir. Aristo doğasından bahsedebileceğimiz şeylerin üç kategoride, madde, form ve bunların birleşiminden oluşan varlıklar olabileceğini söyler. Bir doğaya sahip olan varlıkları yapay (yani insan yapımı) şeylerle karşılaştıran Aristo şu örneği verir: örneğin ağaçtan yapılmış bir yatağı alıp toprağa ekersek yatağı oluşturan ağaç parçalarından dallar ve yapraklar çıkarak ağaca dönüşebilir ancak yatak hiçbir zaman başka bir dönüşüm geçirerek hareketini devam ettiremez, çünkü odunlar kendi içlerinde doğalarının özünde bulunan hareket ilkesine sahipken yatak kendisini ortaya çıkaran hareketin nedenine veya ilkesine kendisinde sahip değildir, yatağı ortaya çıkarak hareketin ilkesi o yatağı yapan insandadır.
Aristo hareketin oluşumunda bu hareketten "sorumlu" dört farklı neden olduğunu öne sürer. Aristo'nun neden için kullandığı kelime aitia Antik Yunanca "sorumlu olmak" anlamına gelir. Bu dört neden madde, form, etki ve sonuç (ya da amaç) olarak incelenirler. Örneğin bir heykel mermerden yapılmışsa mermer o heykelin maddesinden sorumludur, yani maddi nedenidir. Aynı şekilde heykel Athena heykeliyse Athena'nın biçimi heykelin formundan sorumludur. Heykeltıraş'ın heykeli yapmak için heykele uyguladığı etki heykelin ortaya çıkmasından sorumludur, fakat Aristo aynı şeyin birden farklı nedenden sorumlu olabileceğini söyler, örneğin Athena heykelinin biçimi hem onun formel nedenidir, hem de sonucu, yani heykelin Athena heykeli olmasını sağlayan amaçtır. Dahası iki şey birbirinden sorumlu da olabilirler, örneğin sağlıklı olabilmek için spor yapan bir insanın eyleminin sonucu yani eyleminden sorumlu olan amaç sağlıklı olmaktır, fakat bu insanın sağlıklı olmasından sorumlu olan da spor yapmaktır. Dolayısıyla Aristoteles'in nedensellik anlayışı aslında bir çeşit hareketten neyin sorumlu olduğunun analizidir ve Aristo'ya göre bir olayda dört nedene de açıklık getirilmelidir.
Aristo bir değişimin ancak sahip olunan bir potansiyelin fiilen gerçekleşmesiyle olabileceğini söyler, örneğin sonsuzluk ancak potansiyel olarak vardır fakat fiilen hiçbir şey sonsuz değildir. Bu şekilde Zenon paradokslarına da çözüm getirmiş olur, Zenon paradoksları kabaca ifade edersek hareket diye bir şeyin gerçekten varolmadığını çünkü bir şeyin hareket edebilmesi için sonsuz bir mesafe katetmesi gerektiğini söyler: örneğin bir ok hedefe varabilmek için yolun yarısına varmalı, yolun yarısına varmak için yolun dörtte birine varmalıdır ve bu sonsuza kadar gider dolayısıyla hareket gerçekten var olamaz. Aristo'ya göre bir uzaklık ancak potansiyel olarak sonsuza bölünebilir ancak fiilen alınan yol hiçbir zaman sonsuz değildir, dolayısıyla da hareket çelişkili değildir.
Platon'un Timaeus'ta iddia ettiği üzere zamanın bir başlangıcı olduğu fikrine karşı çıkan Aristo eğer zamanın bir başlangıç anından bahsedebiliyorsak o başlangıç anının öncesinden de bahsedebiliriz dolayısıyla zaman ezeli ve ebedi olmalıdır, aynı şekilde hareket de zamanla beraber ezeli ve ebedi olmalıdır. Fiilen var olan hiçbir şeyin sonsuz bir faaliyete sahip olmadığı için evrendeki sonsuz zamanda gelişen bu sonsuz hareketi yaratan bir birincil hareket ettirici olması gerektiği sonucuna varan Aristo bu sonsuz hareket ettiricinin sonsuz faaliyeti gerçekleştirdiğine göre bütün potansiyellerinin gerçekleşmiş olması gerektiğini, dolayısıyla da maddeden bağımsız olarak ezeli ve ebedi bir faaliyet olarak var olması gerektiğini söyler ve Metafizik kitabında açıkça bu birincil hareket ettiricinin Tanrı olduğu sonucuna varır.

Metafizik

Aristoteles'in Metafizik adlı eserinin isminin kendisinin sonra gelen takipçileri tarafından konulduğu, ve büyük ihtimalle Aristoteles'in öğretilerinin öğretildiği müfredatta "Fizik"ten sonra geldiği için "Fizikten Sonra" anlamına gelen "τὰ μετὰ τὰ φυσικά" (ta meta ta püsika) adının verildiği düşünülmektedir. Ancak Antik Yunanca meta kelimesi hem "sonra" hem de "ötesinde" anlamlarına geldiği için zaman içerisinde isim içerikle uyumlu olduğu yönünde yönünde yorumlanmıştır. Bu eserinde Aristo birincil ilkeleri, tözü, varlığı varlık olarak inceleyeceğini söyler, yani varlıkları başka nedenlerle rastlantısal olarak sahip oldukları özelliklerle değil, varlık olmalarıyla sahip oldukları özellikleri araştırmaktadır. Nedensellik, Tanrı, töz, faaliyet ve potansiyel, madde ve form gibi pek çok konuda detaylı argümanlar veren Aristo felsefe tarihinin en etkili metinlerinden birini oluşturmakla kalmamış, Kantın deyimiyle "bir zamanlar bilimlerin kraliçesi olan" metafizik adlı araştırma alanına bizzat ismini vermiştir.
Aristoteles'in Metafizik kitabının en ünlü cümlelerinden birisi, pek çok farklı şekilde yorumlanabilecek olan "varlığın farklı faklı söylendiği" iddiasıdır. Metafizik kitabının temel amacı varlığı varlık olarak incelemek olduğu için Aristo varlığın farklı anlamlarda kullanıldığı, dolayısıyla bu anlamların açıklaması gerektiğini söyler. Aristo'ya göre en temel anlamıyla varlık tözdür ve Aristoteles'in töz için kullandığı Antik Yunanca kelime "ousia" soyur anlamda "varlık" anlamına gelir, ancak Aristo'ya göre bütün varlıklar töz değildir, yalnızca canlı varlıklar tözdür çünkü ancak canlı varlıklardan bahsederken gerçekten var olan tözlerden bahsedebiliriz. Bunun nedeni tözlerin madde ve formdan oluşmalarıdır, form tözün özünü oluştururken, madde bu formun hareketini ve değişimini sağlar, madde ve formun bir bütünlük halinde var olduğu tek varlıklar canlılardır. Örneğin insan üretimi nesneler formlarını insanların onlara verdiği dışsal bir etki sonucu alırlar, oysa canlılar formlarını kendi özlerinde sahip oldukları özelliklerle kazanırlar. Doğa ise bir bütün olarak formunu Tanrı tarafından almaktadır, yani bütün doğa olayları Tanrı'nın etkisiyle harekete geçerek varoluşlarının biçimini kazanırlar, canlılar ise kendi hareketlerini kendileri belirlerler. Aristo'ya göre madde belirsizdir, var olan her form maddenin aldığı bir biçim olduğu için maddenin kendi biçimini bilemeyiz, ancak aldığı formu bilebiliriz. Dolayısıyla Aristo'nun form anlayışı var olan şeylerin hareketliliklerinde geçirdikleri evreler ve bu evrelerde kazandıkları işlevlerdir, Aristo canlıların formlarını yaşamsal işlevleri üzerinden inceler ve canlılıklarını oluşturan özleri canlılıklarını sağlayan işlevler üzerinden tanımlar.
Aristoya göre iki çaşit faaliyet vardır, birincil faaliyet olmayan bir şeyin ortaya çıkması, meydana gelmesi anlamındadır, örneğin insanlar potansiyel olarak yeni bir çocuk yapma kapasitesi sahipken bir çocuk yaptıklarında çocuğun dünyaya gelmesi birincil anlamda potansiyelin faaliyete geçmesidir. Fakat çocuğun sahip olduğu görmek, duymak, anlamak gibi potansiyellerini faaliyete geçirmesi ve yaşamını sürdürmesi ikincil faaliyettir. Dahası, örneğin matematik öğrenmek birincil faaliyettir, fakat matematik kullanarak problem çözmek ikincil faaliyettir. Aristoteles'e göre maddeye formunu veren ve onu harekete geçiren maddeden arınmış temel bir neden olması gerekir ki madde sonsuz hareketine devam edebilsin, bu şeyin saf ikincil faaliyet halinde kendisinin bütün potansiyellerini gerçekleştiren bir töz olması gerekir, bir tane olması gerekir ki doğanın uyumu ve güzelliği oluşa bilsin, bu şey mükemmel olmalıdır, dolayısıyla hiç değişim geçirmemelidir, değişim geçirmediğine göre dışardan etkilenemez dolayısıyla sadece kendi kendisi düşünmelidir, aynı şekilde kendisi hareket edemez, fakat bütün hareketin nedeni olmalıdır, elbette ki bu maddeden bağımsız bütün evrene uyumunu, güzellini ve düzenini veren mükemmel mutlak ikincil faaliyette yalnız kendi kendisini hiç değişmeden düşünen bir ve tek hareket etmeyen hareket ettirici yalnızca Tanrı olabilir.
Aristo'ya göre Tanrı evrene dair bütün nedenleri kendi içinde barındırır, dolayısıyla evrenin hem formal, hem etkisel hem de amaçsal yani sonucundan sorumlu nedendir. Örneğin canlıların neden türler halinde yeni nesiller doğurduklarına verdiği cevap birey olarak ölümlü oldukları için yaşamsal türsel olarak devam ettirerek Tanrı'ya benzemeye çalışmalarıdır der. Benzer şekilde Can Üzerine kitabında akla bilme faaliyetini veren ikincil faaliyetin tam da tanrının özelliklerine sahip biçimde ezeli ve ebedi, maddeden bağımsız ve evrensel olması gerektiğini söyler. Fakat bu konuda Aristo'nun tam olarak nasıl bir iddiası olduğu, Tanrı ve insan aklı arasında nasıl bir ilişki kurduğu kısmı tartışmalıdır
submitted by okkboomerrrr to AteistTurk [link] [comments]

-BÜYÜK TAARRUZ ÜZERİNE- 30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI'MIZ KUTLU OLSUN!

Bu yazı, dünya genelindeki askeri savaş sistemlerine ve stratejilerine yön vermiş olan Büyük Taarruz'u, o dönemde de kullanılan, Mustafa Kemal Atatürk ve Fevzi Çakmak tarafından da geliştirilen Lanchester Stratejisi ile birlikte modern çağda kullanılan Sistem Dinamikleri çerçevesince incelemeye yöneliktir.
-SİSTEM DİNAMİKLERİ-
Sistem dinamiklerinin temeli, bilgisayar uzmanı olan Jay Wright Forrester tarafından 1961 yılında basılan kitabında atılmıştır. Sistem dinamikleri, sistemlerin komplikasyonlarıyla, yani karmaşıklığıyla ilgilenen bir uzmanlık alanıdır. Sistem dinamikleri, olayların ve olaylara bağlı olan cisimlerin zaman içerisindeki değişimiyle ilgilenir. Yani sistem dinamikleri, tarihte, kimyada, biyolojide, fizikte, mühendislikte ve içinde herhangi bir komplikasyon barındıran tüm sistemleri incelemede kullanılır. Sistem dinamikleri, komplikasyonları baz alarak, dinamik yapıların zaman içerisinde nasıl değişimler gösterdiğini anlamaya yönelik, oluşan yeni dinamiklerin tespit edilmesinde, doğada bulunan nedensellik ilkesine bağlı olan neden-sonuç ilişkilerinin anlaşılabilmesinde ve askeri savaş ortamlarında uygulanmış, uygulanan ya da uygulanacak olan stratejiler sonucu olarak, olası kayıpların ve kazançların belirlenmesinde kullanılır.
-LANCHESTER STRATEJİSİ-
Stratejinin yaratıcısı, İngiliz askeri mühendisi olan Frederick William Lanchester'dır. Lanchester Stratejisi ilk olarak 1916 yılında yayımlanan Aircraft in Warfare: The Dawn of the Fourth Arm kitabında "Savaş Stratejisinin Yönetim Kanunları" konusunda bahsedilmiştir. Lanchester Stratejisi için yapılacak en basit tanım, savaş bilimidir ve düşmanı en fazla zarara uğratmayı amaçlayan bir modeldir. 1. Dünya Savaşı'nda ve 2. Dünya Savaşı'nda kullanılan bu strateji, bütün dünyada olduğu gibi TSK Kara Harp Okulu Akademik Programı'nda, 4. Sınıf 1. Yarıyılındaki müfredatta bulunan Muharebe Modelleme dersinde öğretilmiştir.
Lanchester Stratejisi'ne baktığımızda, bu modellemeyle çeşitli savaş taktikleri geliştirmekle birlikte, doğa içindeki canlıların birbirleriyle olan mücadelesini de temel alan çeşitli çalışmalar bulunmaktadır. Düşman güçler arasındaki çarpışmaları modellemek amacıyla Lanchester Stratejisi baz alarak kısmi türev denklemleri geliştirilmiştir. Bunun haricinde bir diğer örneklerden biri de karınca kolonileri arasında, kaynakları elde tutma amacına yönelik mücadeleler ile ilgili olarak Lanchester doğrusallık (Lanchester 1. Kanunu) ve N2 kanunlarını (Lanchester 2. Kanunu) temel olan bir model kullanılmıştır.
Ölümüne savaş kavramı, devletler arasında gerçekleşen savaşları incelemede, böcek kolonilerinin, maymunların, kuş popülasyonlarının ve diğer canlı popülasyonlarının birbirleriyle olan mücadelelerini içeren doğa olaylarını incelemede, şirketler ya da şirketlerin piyasaya sürdüğü ürünler arasındaki ticari savaşlarını incelemede ve hatta toplumları etkileyen salgın hastalıklarla yapılan mücadeleyi incelemede kullanılır.
Askeri operasyonlarda, her iki tarafın da görev dağılımının dinamik bir şekilde yapılabilmesi oldukça kritik bir noktadır. Öyle ki emir-komuta zincirinin bir sonucu olarak dağıtılan görev ve kaynaklar her zaman istenilen sonucu vermemektedir. Bundan dolayı operasyon süreci devam ederken görev ve kaynak dağılımının tekrardan yapılabilmesi gerekebilmektedir. Bu kritik aşama, modern çağın askeri operasyon ve savaşlarında da meydana gelmektedir. Görev ve kaynak dağılımının dinamiği, operasyon yapılacak ya da yapılan bölgenin coğrafik şartlarına, dönemin teknolojisine (tank, zırhlı taşıma araçları, hacking, uydu sistemleri, insansız hava araçları, yüksek menzilli savunma sistemleri, nükleer silahlanma vb.), operasyon dahilindeki tarafların psikolojik yapısına (genellikle moral) ve ekonomik desteğe bağlıdır. Minimalize bir örnek verilebilirse, defansif kabul edilen A tarafının piyade gücü 50,000 kişi, yüksek menzilli savunma sistem oranı %90, uçak sayısı 100, tank sayısı 200, hacking saldırı oranı %100, uydu sayısı 10, insansız hava araç sayısı 100 olsun. Ofansif kabul edilen B tarafının da piyade gücü 150,000 kişi, uçaksavar oranı %10, uçak sayısı 200, tank sayısı 200, hacking saldırı oranı %20, uydu sayısı 0, insansız hava araç sayısı 20 olsun. A ve B arasında gerçekleşecek olan savaşı, A tarafının elinde bulunan uydu sistemleri, B tarafının birliklerinin hangi bölgeye operasyon düzenleyeceğini öğreneceği ve o bölgede seyir halinde olan uçakların ve insansız hava araçlarının ve bölgeyi incelemeye çalışan uyduların sistemlerine hack saldırısı düzenleyeceği için B tarafının hava gücü etkisiz hale gelecektir. Artık B tarafının elinde sadece tank, piyade, uçaksavar ve anti-hacking yapmaya çalışan ve nihai başarısızlığa erişebilecek olan hacking sistemi bulunmaktadır. B tarafı, birliklerini operasyon yapmak istediği bölgeye her ulaşmaya çalıştığında A tarafı tarafından saldırıya uğrayacak ve büyük bir bozgunla karşı karşıya gelecektir. Üstelik B tarafı için en büyük tehlikelerden birisi de, A tarafının sahip olduğu yüksek menzilli savunma sistemlerinin ve teknolojik saldırı sistemlerinin B tarafının sanayi ve sivil bölgelerine karşı kullanılması ve B tarafını içten içe yok edebilmesi olacaktır.
Lanchester Stratejisi'nin vermiş olduğu meyveler ve bu strateji baz alarak geliştirilmiş olan taktikler bugün bile halen kullanılmaktadır. Örneğin ABD'nin savaş düşünce yapısına göre, ABD bir bölgeye operasyon düzenlemek istiyorsa (Örneğin Orta Doğu bölgesi), oluşturmak istediği askeri birlikleri ve kullanmak istediği askeri kaynakları ABD topraklarından değil, Orta Doğu'daki ABD üslerine giden emirler doğrultusunda oluşturulan birliklerden ve kullanmak istediği silah kaynaklarını ise ABD üslerine yakın olan şirketlerinden sağlamaktadır. Şayet tüm birlikleri ve kaynakları kendi ülkesinden temin etmek isterse, astronomik değerler içeren bir fatura çıkacaktır karşısına. Amerika'ya kaynak ve silah temin eden bu şirketler, genel olarak ABD arasında ticari anlaşmaların olduğu devletlerde bulunmaktadır; Türkiye ve Suudi Arabistan gibi. Silah tedariği sağlayan devletlerin genel ortak özelliği ise tarım oranı düşüktür ya da düşürülmüş, sanayi oranı yüksektir ya da yükseltilmiş ve sosyal hizmetler oranı düşüktür ya da düşürülmüştür. Birlikler ve kaynaklar hazırlanmadan önce hazırlanması gereken en önemli etken ise stratejidir. İşte tam bu noktada sistem dinamikleri ve Lanchester Stratejisi devreye girer. Çünkü bu stratejiler operasyonun ya da savaşın devlete ya da devletlere olan savaş maliyetini de ortaya çıkarır. Çünkü düşman sayısının 1,000 kişi olduğu bilinen dağlık bir bölgeye 50,000 kişiyi yollamak, operasyonu yapacak olan tarafa ekonomik anlamda oldukça büyük bir masraf oluşturur. Bu yüzden dağlık alanda var olan 1,000 kişiye karşı kazançlı çıkabilmek için öncelikle o coğrafyaya özel eğitimli birliklerin yetiştirilmesi ve meydana getirilmesi gerekmektedir. Özellikle birlik sayısının az tutulması ise modern çağda çok büyük bir önem arz etmektedir. Çünkü stratejinin sunacağı oranları düşündüğümüzde dağlık alandaki 1,000 kişiye karşı, yüksek savaş kaynaklarına sahip optimum sayıdaki iyi eğitimli 500 kişi yeterli olacaktır. Bu da operasyonu yapmak isteyen tarafa 49,500 kişilik bir kâr sağlayacaktır.
Tüm bu örneklemelerde görüldüğü gibi Lanchester çarpışmaları, operasyonları ve mücadeleleri modellemek amacıyla geliştirilmesiyle ilgili pek çok teorik ve uygulamalı çalışmalar bulunmaktadır. Ilachinski'nin 1996 yılında yayımlanan kitabında karmaşık sistem dinamiklerini test ederken hava ve deniz savaşlarından ziyade, kara savaşlarına odaklanmıştır. Ilachinski'ye göre kara savaşlarının tercih nedenleri şu şekilde sıralanmıştır:
a) Kara savaşlarında birbirlerine zarar verebilecek piyade, tank, zırhlı personel taşıyıcı gibi pek çok unsur bulunmaktadır. Deniz savaşları için ise karmaşık bir sistem mevcut değildir, modelin içeriği sadece gemi sayılarıdır.
b) Kara savaşları, deniz ve hava savaşlarına göre daha karmaşık ortamlarda gerçekleşmektedir. Savaşın cereyan edebileceği birbirinden çok farklı coğrafyalar ve iklim koşulları mevcut olabilmektedir.
c) Kara savaşları, savaşan tarafların moral düzeyine de bağlı olduğundan psikolojik yönü de önem kazanmaktadır.
-LANCHESTER DOĞRUSALLIK VE N2 KANUNLARI-
Lanchester, ok, yay, kılıç ve kalkanların kullanıldığı göğüs göğüse mücadelelerin yapıldığı antik dönem savaşlarını temel alarak doğrusallık kanununu açıklamıştır. Lanchester 1. Kanununa göre, güç değişim oranı kayıp oranına eşit olduğunda savaş dengeye ulaşır. Oransal değişim denklemi şu şekilde gösterilmektedir:
(m0 - m) = E(n0 - n) --(1. Denklem)--
m0: Müttefik tarafın başlangıçtaki askeri gücü.
m: Müttefik tarafın kalan askeri gücü.
n0: Düşman tarafın başlangıçtaki askeri gücü.
n: Düşman tarafın kalan askeri gücü.
E: Değişim oranı (Silah etkinliği)
Bu denkleme bağlı olarak, zayıf olan taraf teslim olmadığı sürece, bütün kuvveti tükenene kadar mücadele etmeye devam eder. Bütün askeri güç tükenmeden savaş sona erdirildiğinde de aynı denklemden yararlanılarak taraflardan birinin kalan kuvveti kullanılarak, diğer tarafın kalan kuvveti ve buna bağlı olarak olası kayıpları hesaplanabilir. Lanchester'ın 2. Kanunu olan N2 Kanunu'na göre savaş malzemesi üstün olan taraf, düşmanı yıprattıkça kendisinin alacağı hasar azalacağından, tarafların savaş güçlerinin karesi ile oranlama yapılmaktadır. 2. Kanuna bağlı denklem ise şu şekilde gösterilmektedir:
(m02 - m2) = E(n02 - n2) --(2. Denklem)--
Örnek olarak 2,000 kişilik bir güce sahip taraf ile 1,000 kişilik güce sahip taraf çarpıştığında, doğrusallık oranı 2'ye karşı 1 iken, N2 Kanunu'na göre, güçlü olan tarafın düşmana zarar verme oranı ateş üstünlüğünden dolayı 4'e karşı 1'dir. N2 Kanunu'nun daha karmaşık hesaplamalar içermesine rağmen, gerek savaş meydanlarında, gerekse bu stratejilerin uyarlandığı işletme faaliyetlerinde, daha gerçekçi değerlendirmeler sağladığı açıktır. Savaş alanları için N2 Kanunu değerlendirecek olursa, taraflardan birinin gerek asker sayısı gerekse silah gücü bakımından avantajlı olması, kendisine daha yüksek ateş gücü sağlayacağı için karşı tarafa daha fazla kayıp verdirme olanaklarına kavuşacaktır. Zaten savaş terminolojisinde yaygın bir kavram olan "sıklet merkezi prensibi" de bu duruma uygun bir şekilde, kurmaylık eğitimi alan generaller tarafından uygulanarak büyük zaferlerin elde edilmesi sağlanmaktadır. Sıklet merkezi prensibi ile hareket ederek düşman kuvvetlerinin şaşırtıldığı ve sayıca az olunmasına rağmen düşmanın yenilgiye uğratıldığı durumlara Büyük Taarruz planları örnek olarak verilebilir. Yazının ilerleyen bölümlerinde Büyük Taarruz'un başlangıcındaki mevcutlara göre tarafların ateş üstünlükleri, Lanchester Kanunu'na göre hesaplanmış, Mustafa Kemal Atatürk ve Fevzi Çakmak'ın belirledikleri strateji gösterilmeye çalışılmıştır.
-BÜYÜK TAARRUZ ÖNCESİ KUVVETLERİN LANCHESTER KANUNLARINA GÖRE ANALİZİ-
Büyük Taarruz'un başlangıcındaki mevcutlara göre tarafların ateş üstünlükleri şu şekildedir:
1) Türk Ordusu
-Asker: 207,941
-Top: 323
-Tüfek: 92,792
-Hafif Makineli Tüfek: 2,025
-Ağır Makineli Tüfek: 839
2) Yunan Ordusu
-Asker: 224,996
-Top: 418
-Tüfek: 130,000
-Hafif Makineli Tüfek: 3,139
-Ağır Makineli Tüfek: 1,280
Veriler incelendiğinde Yunan güçlerinin, gerek asker sayısı bakımından gerekse askeri kaynak bakımından Türk güçlerine karşı üstün olduğu görülmektedir. Bir de bu avantaja dönemin silah teknolojisi içerisinde, siperlere girmiş savunma kuvvetlerini yerinden kaldırmada kullanılabilecek olan tankların, sadece İngiltere ve Fransa gibi süper güç olan sömürge devlerinde kısıtlı sayıda mevcut olduğu düşünüldüğünde, savunmada bulunmanın avantajı da eklenmekte ve Yunan güçlerinin etkinliğini arttırmaktadır. Bu yapıda bir taarruz edildiğinde, normal koşullar altında Lanchester'ın 2. Kanunu'na göre Yunan kuvvetlerinin ateş üstünlüğü, 224,996/207,941= 1.082018 oranında değil, (224,996/207,941)/(207,941/224,996)= 1.170764 oranında olacaktır. Bu oranlarda gösterilen ateş üstünlüğü, birbirine çok yakın olan birlikleri etkilemektedir. Buna bir de savaşmak için daha kritik malzemeler olan top, hafif makineli tüfek ve ağır makineli tüfeklerdeki daha büyük üstünlükler eklendiğinde, Yunan kuvvetlerinin savunmada başarılı olması kaçınılmaz olacaktır. Tüm savaş desteklerini de göz önünde bulundurursak karşımıza şöyle değerler ortaya çıkacaktır.
Doğrusallık Kanunu'na göre Yunan kuvvetlerinin ateş üstünlüğü oranları:
-Asker: 224,996/207,941= 1.082018
-Top: 418/323= 1.294118
-Tüfek: 130,000/92,792= 1.400883
-Hafif Makineli Tüfek: 3,139/2,025= 1.550123
-Ağır Makineli Tüfek: 1,280/839= 1.525626
N2 Kanunu'na göre Yunan kuvvetlerinin ateş üstünlüğü oranları:
-Asker: (224,996/207,941)/(207,941/224,996) = 1.170764
-Top: (418/323)/(323/418)= 4182 / 3232 = 1.67474
-Tüfek: (130,000/92,792)/(92,792/130,000) = 130,0002 / 92,7922 = 1.962753
-Hafif Makineli Tüfek: (3,139/2,025)/(2,025/3,139)= 3,1392 / 2,0252 = 2.402883
-Ağır Makineli Tüfek: (1,280/839)/(839/1,280)= 1,2802 / 8392 = 2.327534
Değerlerde görüldüğü üzere N2 Kanunu'na göre hafif ve ağır makineli tüfeklerin üstünlük oranı neredeyse 2.5 seviyesine yaklaşmaktadır. Tankların ve zırhlı personel taşıyıcıların olmadığı bu dönem için ağır ve hafif makineli tüfeklerin taarruz eden taraf üzerindeki ölümcül etkisi tartışılmaz bir durumdur. Taraflardan biri tüm gücünü kaybedene kadar mücadele devam etseydi, verilecek olan kayıplar, Doğrusallık Kanunu ve N2 Kanunu'na göre 1. ve 2. Denklemler ile bulunabilecektir.
E olarak simgelenen değişim oranı, tarafların silahlarının etkinliğini ifade etmektedir. Başlangıç olarak bu değer 1 kabul edildiğinde, Türk kuvvetlerinin daha az olduğu için Türk kuvvetleri tükenene kadar mücadele devam ettirilecek olursa; Yunan kuvvetleri kalan askeri gücü aşağıdaki gibi bulunabilir:
m0 = 207,941
m = 0
n0 = 224,996
n0 = 0
E = 1
(m02 - m2) = E(n02 - n2)
(207,9412 - 02) = 1(224,9962 - n2)
n = 85,928
Yunan kuvvetlerinin başlangıç askeri gücü ile yukarıda hesaplanan Yunan kuvvetleri kalan askeri gücü arasındaki fark, Yunan kuvvetlerinin toplam kayıplarını verecektir:
n0 - n = 224,996 - 85,928 = 139,067
Yapılan bu hesaplamalarda Lanchester Doğrusallık ve N2 kanunlarına ilişkin olarak 1. Denklem ve 2. Denklem içerisinde yer alan ve tarafların silahlarının etkinliğini ifade eden değişim oranı olan E, 1 olarak kabul edilmiş ayrıca her bir savaş malzemesi için birbirinden bağımsız olarak hesaplamalar yapılmıştır. Ancak gerçek hayatta top, ağır makineli tüfek ve hafif makineli tüfek gibi Kurtuluş Savaşının gerçekleştiği dönem için kritik olan savaş malzemelerinin sayı farklılıklarının bir arada düşünülerek değerinin yerine kullanılması gerekmektedir. Bu bütünsel bakışı sağlayabilmek için sistem dinamiği modeli kullanılmalıdır. Yazının ilerleyen bölümlerinde de verilecek olan, 26 Ağustos 1922 tarihi itibarıyla Türk ve Yunan kuvvetlerine ait veriler, doğrudan cephe taarruzu varsayımına göre oluşturulmuştur.
-Büyük Taarruzun Doğrudan Cephe Taarruzu Varsayımına Göre Sistem Dinamikleri Çerçevesinde Modellenmesi-
Lanchester Kanunlarına göre hesaplamalar yapılırken daha önce değinildiği üzere silah etkinliği olan E değerinin 1 olduğu varsayımıyla hareket edilmiştir. Ancak gerçek hayatta top, ağır makineli tüfek ve hafif makineli tüfek gibi Kurtuluş Savaşının gerçekleştiği dönem için kritik olan savaş malzemelerinin sayı farklılıklarının birarada düşünülerek E değerinin yerine kullanılması gerekmektedir. Bu sıkıntıyı gidermek amacıyla olayları sistemin dinamikleri içerisinde incelemeyi sağlayan Stella 9.1.4 programında tüm bu savaş malzemelerinin etkilerini içeren bir model kurulmuştur. Stella 9.1.4. programı model sayfası ve oluşturulan model *Şekil 1'de görülebilir. Oluşturulan modellemenin getirdiği sonuç ise *Tablo 1'deki gibidir. Tablo 1'deki kısmi sonuçlar incelenecek olursa, Yunan kuvvetlerinin kalan askeri gücü 95000 olmakta ve Türk kuvvetlerinin bütün askeri gücü tükenmektedir.
Yunan kuvvetlerinin doğrudan cephe taarruzu durumundaki üstünlüğü N2 Kanunu'ndaki başlangıç değerleri karşılaştırıldığında da görülebilmektedir.
m0: Türk tarafı başlangıç askeri gücü n0: Yunan tarafı başlangıç askeri gücü Silah etkinliğinin değerinin (E), 1 kabul edilmesine göre cephe taarruzunda güçlerin karşılaştırılması şu şekilde gösterilebilir.
m02 < n02 ==> 207,9412 < 224,9962
43,239,459,481 < 50,623,200,016
Doğrudan cephe taarruzu yapılması varsayımına göre model oluşturulduktan sonra bu savaş öncesi yapılan hazırlıklar ve savaş planları hakkında bilgi verilecektir.
-BÜYÜK TAARRUZ-
Sakarya Savaşı, 13 Eylül 1921 tarihinde sona ermesine rağmen Büyük Taarruz 26 Ağustos 1922 tarihinde başlamıştır. Diğer bir ifade ile taarruz yaklaşık on bir buçuk ay sonra gerçekleşmiştir. Aslında Sakarya’da mağlup edilen düşmanın sıkı bir şekilde takip edilmesi ve kazanılan zaferin meyvelerinin alınması beklenirdi. Ancak, yirmi iki gün yirmi iki gece devam eden Sakarya Savaşı Türk ordusunu da çok yıpratmıştı. Bu yüzden bir süre bekleyip orduyu toparladıktan sonra taarruza geçmek daha mantıklıydı. Büyük taarruzun temel gecikme sebepleri şunlardır:
a) Ordunun eksikliklerinin giderilmesi ve ihtiyaçlarının temini. Taarruz için gerekli olan insan, silah ve cephane noksanının giderilmesi gerekliliği.
b) Bugüne kadar sürekli savunmada kalmış olan orduya taarruz eğitimi vermek.
c) Sad Planı ile ortaya konulan taarruz planının olgunlaştırılması.
d) Güney ve Doğu cephelerinden birliklerin batıya nakledilmesi.
e) Silah noksanının giderilmesi için gizli örgütler vasıtasıyla İstanbul’dan Anadolu’ya silah kaçırılmasına hız verilmesi.
e) Silah satın alınması işlemlerine hız verilmesi.
f) Askerî imalathanelerin silah ve teçhizat noksanını gidermeye yönelik yapılan çalışmalar
g) Asker sayısını artırmaya yönelik yapılan çalışmalar. 1901 (Rumi takvime göre 1317) doğumluların silah altına alınması.
h) İaşe temini; Konya, Niğde, Burdur, Denizli vb. aşar ambarlarında bulunan ürünlerin demiryolu istasyonlarına indirilmesi ve orada bulunan askerî birliklere teslim edilmesinin temini.
i) Eksiklikler nedeniyle köylü kıyafetleri giymek zorunda kalan erat için asker elbiselerinin temini.
Başkomutan Gazi Mustafa Kemal 6 Ağustos 1922’de tüm ordu birliklerine saldırı için son hazırlıkları yapmalarını gizlice bildirmiş, 20 Ağustos’ta Akşehir’deki Batı cephesi yönetim yerine giderek orada Genel Kurmay Başkanı Fevzi (Çakmak) Paşa ve Cephe Komutanı İsmet (İnönü) Paşa ile taarruz planını bir kez daha tüm ayrıntılarıyla gözden geçirmiştir. Saldırı, Yunan birliklerini beklenmedik baskınla çevirme ve yok etme ilkesine göre düzenlenmiştir. Saldırı için kullanılan stratejiye Kurt Kapanı Taktiği adı verilmiştir.
Mustafa Kemal Paşa’nın taarruz planı, askeri gücümüzün büyük çoğunluğunu düşman cephesinin dış yanında ve etrafında toplayarak düşmanı yok etmek idi. Birinci ordumuz Afyonkarahisar’ın doğusunda Akarçay ile Dumlupınar arasında bulunan düşman mevzilerine saldırarak düşmanı kuzeye atacaktı. İkinci ordumuz ise Akarçay’ın kuzeyinden Sakarya’ya kadar olan cephede düşmana saldıracaktı. Bu ordumuz, düşmanın Eskişehir’de bulunan 3 tümeni, Döğer’de bulunan 3 tümeni ve Afyonkarahisar’ın doğusunda bulunan 2 tümeni olmak üzere toplam 8 tümenini durdurmakla vazifeliydi. Kocaeli bölgesinde olan güçlerimiz düşmanın güneye inmesine engel olacak, Menderes yöresindeki kuvvetlerimiz ise düşmanın İzmir’le olan bağlantısını kesecekti.
Büyük saldırı 26 Ağustos 1922 sabahı saat 5:30’da topçu birliklerinin ateşiyle başlamıştır. Başkomutan Mustafa Kemal o sabah ordularının başında Kocatepe’dedir. Saldırının ilk iki gününde Afyon’un güneyinde 50, doğusunda 30 kilometrelik Yunan cepheleri düşmüş; 28-29 Ağustos günlerinde Yunanlıların en güçlü birlikleri Aslıhanlar yöresinde çevrilmiş; 30 Ağustos günü de Başkomutanın doğrudan yönettiği savaş sonunda düşmanın en güçlü birlikleri yok edilmiştir. Büyük Taarruz gerçek bir baskın taarruzu niteliğinde gerçekleşti. Dışarıya yönelik haber yasağının da etkisi ile beraber ne İstanbul ne de dünya bir süre ne olduğunu anlayamadı. Gerçekten hiç kimse böylesine büyük bir taarruzu beklemiyordu. Bu yüzdendir ki Yunan Orduları Başkomutanı Hacı Anesti İzmir’e gitmek için hazırlık yapmakta bir sakınca görmemişti. Çünkü taarruz sabahından bir gün önce ülke genelinde, daha doğrusu tüm dünyanın rahatlıkla haberi olacak şekilde, Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının çay partisi yapacakları haberi, telgraflarla ve kulaktan kulağa dolaştırıldı. Taarruzun gerçekleştiği 25-26 Ağustos gecesi Afyonkarahisar’daki Yunan generali Trikopis bir balo verecek kadar rahattı. Onların bu derece rahat olmasını sağlayan sebepler vardı. Aslında 1922 yılı baharında Türk taarruzu bekleniyordu, ancak gerçekleşmemişti. Bu durum Türklerin taarruz edecek cesareti kendilerinde bulamadıkları şeklinde değerlendirildi. Şimdi ise yağmur mevsimi başlamak üzereydi. Bu şartlarda kesinlikle taarruz beklenmiyordu. İngiliz istihbaratçı uzmanların Yunan savunma hatları ile ilgili olarak yaptıkları değerlendirmeler de Yunanlıların kendilerine olan güvenlerini arttırıyordu. Zira bu uzmanlar üç hattan oluşan ve tel örgülerle kuvvetlendirilen Yunan mevzilerinin çok güçlü olduğunu ve Türk kuvvetlerinin bu mevzileri aşma imkanının bulunmadığını söylüyorlardı. Hatta 30 Ağustos tarihli Neyologos gazetesi, birkaç ay evvel Anadolu cephesinden dönen Amerika muhabirlerinden Mister Jeypon’un Afyon’daki Yunan tahkimatına ve bu mevkiinin zaptı mümkün olmayan bir müstahkem mevki haline geldiğine dair Rum Cemiyet Edebiyesi’nde verdiği konferansı haber yapmış idi.
Hiç durmaksızın beş gün beş gece devam eden çetin muharebelerden sonra Dumlupınar’da asıl kuvvetleri yok edilen düşmanın bozguna uğrayarak geri çekilen bakiye kuvvetleri de toparlanma fırsatı bulamadan denize dek hiç ara verilmeden takip edilmiştir. Yunanlıların, Trakya ve Bursa mıntıkalarındaki bütün birliklerine denizden naklederek İzmir’in doğusunda son bir mukavemete yeltenmeleri fırsat verilmemiştir. Böylece düşman kuvvetlerin ikinci bir savunma hattı kurmaları mümkün olmamıştır. Türk ordusu, durup dinlenmeden, açlık ve susuzluk demeden İzmir’e kadar yaklaşık 400 kilometrelik mesafeyi yalnızca yaya ve süvari birlikle on gün içinde kat ederek takip operasyonunu Yıldırım Harbi örneğine uygun büyük bir başarıyla tamamlamıştır.
Taarruzun başarıya ulaşmasında topçusundan süvarisine kadar tüm neferlerin katkısı büyüktür. Başkumandan Mustafa Kemal Paşa topçunun iyi bir şekilde hazırlanmış olduğunu İsmet (İnönü) Paşa ile görüşmelerinde tekrar tekrar belirtmiştir. Başarıda pay sahibi olan diğer bir unsur da süvari sınıfıdır. Taarruzun başarıya ulaşabilmesi için taarruz birliklerinin 1/3 oranında fazla olması düşünülmekteydi. Yapılan bütün hazırlıklara rağmen ancak Yunanlılara yakın bir kuvvet oluşturulabilmişti. Yunanlılar makineli tüfek ve uçak kuvvetinde üstündü. Türk kuvvetleri ise süvari sayısı bakımından Yunanlılardan fazlaydı. Bunda Başkomutan Atatürk’ün rolü büyüktür. Çünkü Atatürk, taarruz, baskın ve takip harekâtlarında süvarinin üstünlüğünü çok iyi bilmekteydi. Bu yüzden de harekât öncesi güçlü süvari birliklerinin oluşturulmasını emretmiştir. Asıl taarruz birliklerinin sol tarafına yığınak yapacak olan Süvari Kolordusu yürüyüşünün çoğunu geceleyin hiçbir işaret vermeyecek şekilde gerçekleştirmiştir. Baskının gerçekleşmesinde pay sahibi olan bir diğer unsur da düşmanın bilgi sahibi olmasını engelleyen keşif uçakları ve av uçaklarıdır. Avcı uçakları devriye uçuşu yaparak düşman keşif uçaklarının hatların gerisine geçmesini engellemiş ve savaşın ilerleyen günlerinde de düşman hava kuvvetlerinin sayısal üstünlüğüne rağmen keşif faaliyetlerini başarıyla sürdürmüşlerdir. Elde edilen zaferin büyüklüğü, İstanbul basını ve yabancı yayın organlarında da yerini bulmuştur. Örnek vermek gerekirse, Jurnal Doryen gazetesinin Türk ordusunun taarruzunu öven değerlendirmeleri mevcuttur. Jurnal Doryen Türk kumandanların askerlik ilminin bütün gereklerini yerine getirdiklerini, savaşı çok iyi yönettiklerini, son dakikaya kadar asıl taarruzun gerçekleşeceği alanı gizlemeyi başardıklarını, düşman cephesini sarmak, düşmanı şaşırtmak, müdafaasını dağıtmak gibi askerlik ilminin bütün gereklerini uyguladıklarını belirtmektedir.
Türk savaş planının başarı ile uygulanması sonucu elde edilen bu büyük zafer Atatürk tarafından Meclise, kurmay heyetine, neferinden genelkurmay başkanına kadar Türk Ordusuna ve her türlü fedakârlığa katlanan Türk milletine mâl edilmiştir. Büyük taarruzda elde edilen büyük başarı sonucunda Erkân-ı Harbiye Reisi (Genelkurmay Başkanı) Fevzi (Çakmak) Paşa Müşirliğe (Mareşallik), Garp Cephesi Kumandanı İsmet (İnönü) Paşa Ferikliğe (Orgenerallik) yükselmiş ayrıca İstiklâl Madalyası ve TBMM Takdirnamesi ile ödüllendirilmesi uygun bulunanların isimleri tek tek Meclis kürsüsünden okunmuştur. Büyük Taarruz ’un tarihimiz açısından önemi gerek sanatsal faaliyetlerde gerekse marş ve türkülerde önemli bir yer tutmasından da rahatlıkla anlaşılabilmektedir. Büyük Taarruz öncesi hazırlıklar ve savaş planları hakkında verilen bilgilerin ardından Türk savaş planına göre sistem dinamikleri çerçevesinde modelde düzenlemeler gerçekleştirilmiştir.
-BÜYÜK TAARRUZ'UN TÜRK SAVAŞ PLANINA GÖRE SİSTEM DİNAMİKLERİ ÇERÇEVESİNDE MODELLENMESİ-
Sakarya Meydan Savaşı’ndaki yenilginin ardından Yunan kuvvetleri taarruz güçlerini kaybetmiş bu nedenle ellerindeki toprakları kaybetmemek amacıyla savunmaya dayalı bir strateji saptayıp bu doğrultuda bir yıl boyunca hazırlık yapmışlardır. Türk tarafı da Yunan Genelkurmayı’nın bu eğilimini fark ettiği için ateş üstünlüğünü elde etmek amacıyla Yunan kuvvetlerinin karşı taarruza geçmeye çekineceğini bilerek Ankara civarında örtme taarruzu yapacak sınırlı sayıda birlik bırakmışlar ve güçlerinin çoğunu Afyon civarında mevzilendirmişlerdir. Gazi Mustafa Kemal (Atatürk) Paşa ve Fevzi (Çakmak) Paşaların hazırladığı Türk taarruz planını anlayamayan Yunan Genelkurmayı örtme taarruzun yapıldığı bölgelerde de gerçek bir taarruzun gerçekleştiğini sandığından bu bölgelerdeki Yunan kuvvetleri atıl kalmış ve Türk kuvvetleri ateş üstünlüğünü ele geçirmişlerdir. Buna göre Yunan kuvvetleri 2 parçaya ayrılmıştır. Oluşan yeni durum *Tablo 2’de verilmektedir.
İlk aşamada Türk ordusu asıl taarruz gücü ile asıl taarruza maruz kalan Yunan ordusu arasında savaş gerçekleştiği ve diğer birlikler daha sonra mücadeleye katıldığı için modelin düzenlenmesi gerekmektedir. Modelin yeni duruma göre düzenlenmiş hali *Şekil 2'de sunulmuştur. Yeni duruma göre üstünlüğün el değiştirmesi N2 kanunundaki başlangıç değerleri karşılaştırıldığında da görülebilmektedir.
m0: Türk tarafı başlangıç askeri gücü. n0: Yunan tarafı başlangıç askeri gücü. Silah etkinlik değerinin 1 kabul edilmesine göre Türk taarruz planına göre güçlerin karşılaştırmaları şu şekilde gösterilebilir.
m02 > n02 ==> 200,0002 + 7,9412 > 120,0002 + 104,9962
40000000000 + 63,059,481 > 14400000000 + 11,024,160,016
40,063,059,481 > 25,424,160,016
Şekil 2' modellemesinin verdiği sonuçlar ise *Tablo 3'te gösterilmiştir. Türk taarruz planına göre düzenlenen yeni modelin sonuçları incelendiğinde, Yunan kuvvetleri çekilmeyip mücadele sonuna kadar devam etseydi, gerek asker gerekse silahlar açısından sayısal üstünlüğe sahip olmalarına rağmen ellerindeki tüm kuvvetleri kaybedecekleri Türk kuvvetlerinin kalan gücünün ise 74377 olacağı Tablo 3’teki değerlerden görülmektedir. Tablo 1’teki doğrudan cephe taarruzu varsayımına göre oluşturulan ilk modele ilişkin kısmi sonuçlar hatırlanacak olursa, Yunan kuvvetlerinin kalan askeri gücü 95000 olmakta ve Türk kuvvetlerinin bütün askeri gücü tükenmektedir. Tablo 1 ve Tablo 3’te yer alan sonuç değerlerindeki bu durum sadece kalan insan gücü açısından değil, diğer savaş malzemeleri olan top, tüfek, ağır makineli tüfek ve hafif makineli tüfek içinde benzer yapıda gerçekleşmektedir. Diğer bir deyişle, doğrudan cephe taarruzu varsayımına göre oluşturulan modelde Türk kuvvetleri bütün savaş malzemelerini kaybetmekte iken, Türk taarruz planına göre oluşturulan modelde, Yunan kuvvetlerinin ateş üstünlüğüne rağmen ellerindeki bütün malzemeleri kaybettikleri görülmektedir. Bu planı, Mustafa Kemal Atatürk "Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O sathı bütün vatandır!" sözüyle dile getirerek, yüzlerce yıldır askeri sistemde var olan cephe mantığını yıkarak, yerine yepyeni bir sistem meydana getirmiştir.
-SONUÇ VE İNCELEME-
Savaş dönemlerinde, mücadele kapsamında verilen kararların alt yapısında pek çok strateji ve model bulunmaktadır. Bu model ve stratejiler hâlen günümüzde farklı amaçlarla karar verme süreçlerinde kullanılmaya devam etmiştir. Lanchester stratejisi, bu süreçte geliştirilen diğer yöntem ve modellerle birlikte, ilk kez savunma stratejisi ihtiyaçlarına göre geliştirilmiş ve düşmanı maksimum zarara uğratmayı hedef alan bir model olarak literatürde yerini almıştır. Bu çalışmada, Büyük Taarruz'un başlangıcındaki mevcutlara göre ateş üstünlükleri Lanchester kanunlarına göre hesaplanmıştır. Bu hesaplamaların ardından Lanchester kanunlarında yer alan ve silah etkinliğini gösteren E değerini belirlemede bütünsel bir yaklaşım geliştirmek amacıyla sistem dinamikleri çerçevesinde Stella 9.1.4 programında bir model oluşturulmuş ve doğrudan cephe taarruzu varsayımıyla çalıştırılmıştır. Ardından Mustafa Kemal (Atatürk) Paşa ve Fevzi (Çakmak) Paşaların hazırladığı Türk taarruz planına göre model yeniden düzenlenerek sonuçların nasıl farklılaştığı incelenmiştir. I. Dünya Savaşı’ndaki siperlere gömülmüş askerleri yerinden kaldırıp atacak bir silah teknolojisinin geliştirilememesi ve strateji açısından kısır kalması ve sadece taktik bazda bazı gelişmelerin kaydedilmesi yeni arayışlara yol açmıştır. Siper açmazını çözecek olan tankların I. Dünya Savaşı’nın sonlarında ortaya çıkması, ancak tankı icat eden İngiltere ve Fransa’nın bu yeni silaha yönelik stratejiler geliştirmeyi ihmal etmesi ve uçakların da bomba taşıyacak kapasitelere ulaşabilmesi I. Dünya Savaşı ile II. Dünya Savaşı arasındaki dönemde yeni strateji arayışlarının önünü açmıştır. Bu arayışlar sırasında Alman kurmay subay Guerian’ın yarattığı Blitzkriegg felsefesi, savaş ortamını oldukça dinamik hale getirmiş ve dinamik ortamda sürekli yeni silah teknolojileri ve stratejilerin geliştirilmesinin de yolunu açmıştır. Bu dinamik savaş ortamında alternatif savaş senaryolarının analizi sürecinde Lanchester stratejisinin sistem dinamikleri kavramıyla bütünleştirmesiyle, bu alanda yapılacak diğer çalışmalara yön verebileceği düşünülmektedir.
Bir dönemin askeri gücü analiz edebilmek için, tamamen objektif bakış açısına bağlı kalarak, sonra gelen dönemin askeri gücüyle kıyaslanmaması ve daha doğru analiz sonuçlarının ortaya çıkması için empati kurulması gerekmektedir. Çünkü 100 yıl önceki askeri gücü, modern çağın askeri gücüyle karşılaştıracak olursak, elbette 100 yıl önceki askeri güç, modern çağın yanında güçsüz görünecektir. Aynı şekilde 200 yıl önceki askeri güç ile 100 yıl önceki askeri gücü karşılaştıracak olursak, yine elbette 200 yıl önceki askeri güç daha güçsüz görünecektir. Bundan dolayı tarih hakkında araştırmalar yaparken o dönemin sürecini ve olanaklarını göz önünde tutmak, daha sağlıklı sonuçlar doğuracaktır. Buna bağlı olarak Roma tarihinin incelemesi yapılırken o dönemin empatisi kurulmalıdır. Eski çağlardaki dönemlerin tarihi araştırmaları ise o dönemin sanat eserlerinden, mimari yapılarından, yazıtlardan, mimari ve çeşitli sanatsal işlemelerinden ortaya çıkar; zafer takları, vazolar, heykeller, sütun tarzları, mimari planlar ve resimler gibi. Bu topraklar üzerindeki yakın dönem tarihi araştırmalar ise Türkiye Cumhuriyeti arşivlerinden, Osmanlı arşivlerinden ve İngiliz istihbarat arşivlerinden (O dönem içerisinde Anadolu'nun her karış toprağında İngiliz haber alma ajanları ve İngiliz istihbarat subayları bulunurdu) yapılır; buna elbette ki Türk-Yunan savaşı da dahildir. Yunan topluluğu, yıllarca Osmanlı kontrolü dahilinde varlıklarını herhangi bir ayrım görmeden sürdürmüşlerdir. Bu duruma Osmanlı okullarında okuyabilmiş ve Osmanlı harbiyesinde askeri eğitim alabilmiş olmaları da dahildir. Osmanlı'nın kaçınılmaz çöküş döneminden Büyük Taarruz'a kadar olan süreç dahilinde dünyanın her yerinde askeri anlamda aynı kitaplar ve aynı stratejiler gösterilmekteydi. Yani o dönemde Fransa'da subay olan bir askerin bilgisi ile Osmanlı'da subay olan bir askerin bilgisi aynı idi. 30 Ağustos'ta sonuçlanan Büyük Taarruz'a kadarki dönemde, savaşın öncesinde ve sonrasında da Yunan Krallığı'nda fikir ayrılıkları bulunurdu. Krallığın 1. kısmı sadece Ege bölgesini isterken, diğer 2. kısmı ise İstanbul'a ve tüm Anadolu'ya sahip olmak istiyordu. 2. kısmın böyle bir arzu içerisinde olmasındaki tek etken Yunan askeri kuvvetinin ve moral yapısının Türk askeri kuvvetinden ve moral yapısından üstün olduğunu biliyor olmalarıydı. Üstelik ellerinde Yunan Krallığını tamamen destekleyen İngiltere'nin Anadolu'dan İngiliz istihbarat raporları bulunuyordu. Öyle ki Anadolu'da bir kuş tek kanadını oynatsa dahi, bundan, başta İngiltere'nin ve Yunan Krallığı'nın haberi oluyordu. Sakarya Meydan Muharebesi'nin sonuna kadar ise cephelerden gelen tüm askeri raporların hepsi, Yunan Krallığı için olumlu sonuçlar doğuruyordu. Sadece Ege bölgesinde kalmayı isteyen ve ilerlemeyi kabul etmeyen kesim ise Anadolu'nun engin çukuruna girmeyi göze almak istemiyordu. 1. Kesime kulak veren 2. Kesim ise bunu dikkate alarak İngiltere'den, Romanya ve Bulgaristan üzerinden bolca destek almaktaydı.
Yunan kuvvetlerinin ve Türk kuvvetlerinin rütbeli askerlerini inceleyecek olursak, Balkan Savaşlarının ve 1. Dünya Savaşı tecrübelerini üzerinde taşıyan, tecrübeli ve çok iyi eğitimli askerlerdi. Üstelik İngiliz kaynaklarıyla elde ettikleri Çanakkale savaş raporlarında ise Türklerin neleri yapabileceklerini ve neleri yapamayacaklarını iyi biliyorlardı. Ancak bazı şeyleri gözden kaçırmışlardır. Yüzlerce yıldır Anadolu'nun zengin ve çetin coğrafyasında yaşayan, Anadolu ve Türk kültürüne sarılmış, gerek fedakârlık gerekse zafer için radikal kararlar vermek isteyen ve bu uğurda canını seve seve vermeye adamış Türk halkının, Türk askeriyesinin arkasında olduğunu unutmuşlardır. Sakarya Muharebesi'nden sonra sadece 11.5 ayda, ancak Yunan asker sayısına yaklaşılmış ve tükenen kaynaklardan, Türkiye'ye kesilen yardımlardan dolayı, geri ödeme garantisi adı altında iç borçlanmaya gidilmiş ve cumhuriyet kurulduğunda halktan alınan tüm borçlar kuruşu kuruşuna geri ödenmiş, Büyük Taarruz'un başından beri ele geçirilen 8,371 at, 8,430 öküz ve manda, 8,711 eşek, 14,340 koyun ve 440 deve halka dağıtılmıştır. Bununla birlikte Büyük Taarruz'da esir düşen tam 20,826 Yunan askerinden 23 inşaat taburu kurulmuş ve kendi yıktıkları köprülerin, karayollarının ve demiryollarının tamirinde çalıştırılmıştır.
Yok olmak üzere olan bir toplumu, bu toplumu üzerindeki ölü toprağını atarak diriltecek olan savaşı ve yok olmak üzere olan bu toplumu kurtaracak olan savaşın fikir babası olan Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını küçümsemek ve onlara hakaret etmek, o dönemin yokluk içerisindeki toplumun büyük umutlarla, modern dünyaya ayak uydurabilmek için sarf ettikleri büyük çabalarla kurdukları ilelebet payidar kalacak olan Türkiye Cumhuriyeti'ne düşmanlık ve hainliktir.
30 Ağustos Zafer Bayramımız Kutlu Olsun!
Şekil 1
Şekil 2
Tablo 1
Tablo 2
Tablo 3
submitted by rohunder to KGBTR [link] [comments]

Ameliyatsız, tek seansta 13 cm incelerek, 2 beden küçülmek mümkün

Zayıflamak isteyip ancak bıçak altına yatmak istemeyenlere müjde. Zayıflama Uzmanı Meltem Şarkışlalı'nın Amerika'dan Türkiye'ye getirdiği "Ahtapot İncelme" sistemi tek seansta 13 cm incelme sağladığı gibi kişilerin kısa sürede, kolaylıkla 2 beden küçülmesine olanak sağlıyor.
Hidrofil Sargı Bezi Fabrikası | 0507 996 6199 | Fiyatları Toptan
Sargı Bezi Fabrikası - https://sargibezifabrikasi.com/
Metronom Müzik - https://www.metronomusic.com/
Akustik Sahne İstanbul - https://akustiksahneistanbul.com/
Kemençe Kursu http://www.kemence.com.t
Zayıflama Uzmanı Meltem Şarkışlalı'nın Amerika'dan Türkiye'ye getirdiği bu sistem özellikle ameliyat olmak istemeyenlerin yüzünü güldürüyor. Bölgesel incelmede ünlülerin tercihi olan Ahtapot zayıflama son zamanlarda en etkili sistemlerden bir tanesi. Cerrahi müdahale olmadan, ağrısız, acısız tek seansta 13 cm incelme sağladığı gibi kişilerin kısa sürede, kolaylıkla 2 beden küçülmesine olanak sağlıyor. Ahtapot Zayıflama yöntemi; yağları şoklayarak bloke edip idrar yolu ile vücuttan dışarı atarak kişilerin zayıflamasına neden oluyor.

1 KİLO VERİLSE BİLE 3 KİLO VERİLMİŞ GİBİ GÖRÜNÜYOR

Ahtapot İncelme'nin asıl amacı ise, metobolizmayı hızlı çalıştırmak, yağ yakımını hızlandırmak, doku toparlamasını sağlamaktır. Ahtapot yöntemi uygulanan kişiler 1 kilo verseler bile 3 kilo vermiş efekti gerçekleşerek daha ince görünüyorlar. Yani daralma incelme ve sıkılaşma aynı anda gerçekleşiyor.

TEK SEANSTA BİLE ETKİ EDİYOR

Türkiye' de yalnızca Meltem Şarkışlalı' nın uyguladığı bu yöntemin en güzel tarafı tek seansta bile etkisinin görülmesi. Şoklama sonrası vücut ne olduğunu anlamadan yağları sıvılaştırıp atma eylemine giriyor.
Danışanlarımızın ameliyat olmadan ve yan etki olmadan yağlardan kurtulmak inanılmaz hoşlarına gidiyor. Kişilerde seans sırasında ağrı hissetmedikleri için uyku hali olabiliyor.

METABOLİZMANIN HIZLANMASINI SAĞLIYOR

Tıp alanında kullanılan bu teknoloji, bağ dokuları arasındaki iletişimi harekete geçirerek metabolizmanın hızlanmasını sağlıyor. Piyasadaki birçok bölgesel incelme uygulamasının aksine zarar vermeden yağ hücrelerini küçültüyor ve elastin kolajenleri tetikleyerek sarkan dokuyu toparlamada kesin sonuç veriyor.

YAĞ DOKUSUNU PARÇALIYOR

Ahtapot Yöntemini diğer teknolojilerden ayıran en önemli özellik kişilerin akım geçişini hissetmeden ısı ve radyofrekans sistemi ile deri altındaki yağ dokusunu parçalayarak zayıflama ve sıkılaşma gerçekleşmesi.

YAŞLI BİREYLERE KOLAYLIKLA UYGULANIYOR

75 yaşındaki bireylere bile kolaylıkla uygulanabilen bu sistem kişilerin spor yapmadan, aç kalmadan incelmelerini ve kilo vermelerini sağlıyor.

AHTAPOT SİSTEMİNİN AVANTAJLARI NELERDİR?

submitted by sargibezifabrikasi to u/sargibezifabrikasi [link] [comments]

BÜYÜK TAARRUZ ANALİZi

Bu yazı, dünya genelindeki askeri savaş sistemlerine ve stratejilerine yön vermiş olan Büyük Taarruz'u, o dönemde de kullanılan, Mustafa Kemal Atatürk ve Fevzi Çakmak tarafından da geliştirilen Lanchester Stratejisi ile birlikte modern çağda kullanılan Sistem Dinamikleri çerçevesince incelemeye yöneliktir.
-SİSTEM DİNAMİKLERİ-
Sistem dinamiklerinin temeli, bilgisayar uzmanı olan Jay Wright Forrester tarafından 1961 yılında basılan kitabında atılmıştır. Sistem dinamikleri, sistemlerin komplikasyonlarıyla, yani karmaşıklığıyla ilgilenen bir uzmanlık alanıdır. Sistem dinamikleri, olayların ve olaylara bağlı olan cisimlerin zaman içerisindeki değişimiyle ilgilenir. Yani sistem dinamikleri, tarihte, kimyada, biyolojide, fizikte, mühendislikte ve içinde herhangi bir komplikasyon barındıran tüm sistemleri incelemede kullanılır. Sistem dinamikleri, komplikasyonları baz alarak, dinamik yapıların zaman içerisinde nasıl değişimler gösterdiğini anlamaya yönelik, oluşan yeni dinamiklerin tespit edilmesinde, doğada bulunan nedensellik ilkesine bağlı olan neden-sonuç ilişkilerinin anlaşılabilmesinde ve askeri savaş ortamlarında uygulanmış, uygulanan ya da uygulanacak olan stratejiler sonucu olarak, olası kayıpların ve kazançların belirlenmesinde kullanılır.
-LANCHESTER STRATEJİSİ-
Stratejinin yaratıcısı, İngiliz askeri mühendisi olan Frederick William Lanchester'dır. Lanchester Stratejisi ilk olarak 1916 yılında yayımlanan Aircraft in Warfare: The Dawn of the Fourth Arm kitabında "Savaş Stratejisinin Yönetim Kanunları" konusunda bahsedilmiştir. Lanchester Stratejisi için yapılacak en basit tanım, savaş bilimidir ve düşmanı en fazla zarara uğratmayı amaçlayan bir modeldir. 1. Dünya Savaşı'nda ve 2. Dünya Savaşı'nda kullanılan bu strateji, bütün dünyada olduğu gibi TSK Kara Harp Okulu Akademik Programı'nda, 4. Sınıf 1. Yarıyılındaki müfredatta bulunan Muharebe Modelleme dersinde öğretilmiştir.
Lanchester Stratejisi'ne baktığımızda, bu modellemeyle çeşitli savaş taktikleri geliştirmekle birlikte, doğa içindeki canlıların birbirleriyle olan mücadelesini de temel alan çeşitli çalışmalar bulunmaktadır. Düşman güçler arasındaki çarpışmaları modellemek amacıyla Lanchester Stratejisi baz alarak kısmi türev denklemleri geliştirilmiştir. Bunun haricinde bir diğer örneklerden biri de karınca kolonileri arasında, kaynakları elde tutma amacına yönelik mücadeleler ile ilgili olarak Lanchester doğrusallık (Lanchester 1. Kanunu) ve N2 kanunlarını (Lanchester 2. Kanunu) temel olan bir model kullanılmıştır.
Ölümüne savaş kavramı, devletler arasında gerçekleşen savaşları incelemede, böcek kolonilerinin, maymunların, kuş popülasyonlarının ve diğer canlı popülasyonlarının birbirleriyle olan mücadelelerini içeren doğa olaylarını incelemede, şirketler ya da şirketlerin piyasaya sürdüğü ürünler arasındaki ticari savaşlarını incelemede ve hatta toplumları etkileyen salgın hastalıklarla yapılan mücadeleyi incelemede kullanılır.
Askeri operasyonlarda, her iki tarafın da görev dağılımının dinamik bir şekilde yapılabilmesi oldukça kritik bir noktadır. Öyle ki emir-komuta zincirinin bir sonucu olarak dağıtılan görev ve kaynaklar her zaman istenilen sonucu vermemektedir. Bundan dolayı operasyon süreci devam ederken görev ve kaynak dağılımının tekrardan yapılabilmesi gerekebilmektedir. Bu kritik aşama, modern çağın askeri operasyon ve savaşlarında da meydana gelmektedir. Görev ve kaynak dağılımının dinamiği, operasyon yapılacak ya da yapılan bölgenin coğrafik şartlarına, dönemin teknolojisine (tank, zırhlı taşıma araçları, hacking, uydu sistemleri, insansız hava araçları, yüksek menzilli savunma sistemleri, nükleer silahlanma vb.), operasyon dahilindeki tarafların psikolojik yapısına (genellikle moral) ve ekonomik desteğe bağlıdır. Minimalize bir örnek verilebilirse, defansif kabul edilen A tarafının piyade gücü 50,000 kişi, yüksek menzilli savunma sistem oranı %90, uçak sayısı 100, tank sayısı 200, hacking saldırı oranı %100, uydu sayısı 10, insansız hava araç sayısı 100 olsun. Ofansif kabul edilen B tarafının da piyade gücü 150,000 kişi, uçaksavar oranı %10, uçak sayısı 200, tank sayısı 200, hacking saldırı oranı %20, uydu sayısı 0, insansız hava araç sayısı 20 olsun. A ve B arasında gerçekleşecek olan savaşı, A tarafının elinde bulunan uydu sistemleri, B tarafının birliklerinin hangi bölgeye operasyon düzenleyeceğini öğreneceği ve o bölgede seyir halinde olan uçakların ve insansız hava araçlarının ve bölgeyi incelemeye çalışan uyduların sistemlerine hack saldırısı düzenleyeceği için B tarafının hava gücü etkisiz hale gelecektir. Artık B tarafının elinde sadece tank, piyade, uçaksavar ve anti-hacking yapmaya çalışan ve nihai başarısızlığa erişebilecek olan hacking sistemi bulunmaktadır. B tarafı, birliklerini operasyon yapmak istediği bölgeye her ulaşmaya çalıştığında A tarafı tarafından saldırıya uğrayacak ve büyük bir bozgunla karşı karşıya gelecektir. Üstelik B tarafı için en büyük tehlikelerden birisi de, A tarafının sahip olduğu yüksek menzilli savunma sistemlerinin ve teknolojik saldırı sistemlerinin B tarafının sanayi ve sivil bölgelerine karşı kullanılması ve B tarafını içten içe yok edebilmesi olacaktır.
Lanchester Stratejisi'nin vermiş olduğu meyveler ve bu strateji baz alarak geliştirilmiş olan taktikler bugün bile halen kullanılmaktadır. Örneğin ABD'nin savaş düşünce yapısına göre, ABD bir bölgeye operasyon düzenlemek istiyorsa (Örneğin Orta Doğu bölgesi), oluşturmak istediği askeri birlikleri ve kullanmak istediği askeri kaynakları ABD topraklarından değil, Orta Doğu'daki ABD üslerine giden emirler doğrultusunda oluşturulan birliklerden ve kullanmak istediği silah kaynaklarını ise ABD üslerine yakın olan şirketlerinden sağlamaktadır. Şayet tüm birlikleri ve kaynakları kendi ülkesinden temin etmek isterse, astronomik değerler içeren bir fatura çıkacaktır karşısına. Amerika'ya kaynak ve silah temin eden bu şirketler, genel olarak ABD arasında ticari anlaşmaların olduğu devletlerde bulunmaktadır; Türkiye ve Suudi Arabistan gibi. Silah tedariği sağlayan devletlerin genel ortak özelliği ise tarım oranı düşüktür ya da düşürülmüş, sanayi oranı yüksektir ya da yükseltilmiş ve sosyal hizmetler oranı düşüktür ya da düşürülmüştür. Birlikler ve kaynaklar hazırlanmadan önce hazırlanması gereken en önemli etken ise stratejidir. İşte tam bu noktada sistem dinamikleri ve Lanchester Stratejisi devreye girer. Çünkü bu stratejiler operasyonun ya da savaşın devlete ya da devletlere olan savaş maliyetini de ortaya çıkarır. Çünkü düşman sayısının 1,000 kişi olduğu bilinen dağlık bir bölgeye 50,000 kişiyi yollamak, operasyonu yapacak olan tarafa ekonomik anlamda oldukça büyük bir masraf oluşturur. Bu yüzden dağlık alanda var olan 1,000 kişiye karşı kazançlı çıkabilmek için öncelikle o coğrafyaya özel eğitimli birliklerin yetiştirilmesi ve meydana getirilmesi gerekmektedir. Özellikle birlik sayısının az tutulması ise modern çağda çok büyük bir önem arz etmektedir. Çünkü stratejinin sunacağı oranları düşündüğümüzde dağlık alandaki 1,000 kişiye karşı, yüksek savaş kaynaklarına sahip optimum sayıdaki iyi eğitimli 500 kişi yeterli olacaktır. Bu da operasyonu yapmak isteyen tarafa 49,500 kişilik bir kâr sağlayacaktır.
Tüm bu örneklemelerde görüldüğü gibi Lanchester çarpışmaları, operasyonları ve mücadeleleri modellemek amacıyla geliştirilmesiyle ilgili pek çok teorik ve uygulamalı çalışmalar bulunmaktadır. Ilachinski'nin 1996 yılında yayımlanan kitabında karmaşık sistem dinamiklerini test ederken hava ve deniz savaşlarından ziyade, kara savaşlarına odaklanmıştır. Ilachinski'ye göre kara savaşlarının tercih nedenleri şu şekilde sıralanmıştır:
a) Kara savaşlarında birbirlerine zarar verebilecek piyade, tank, zırhlı personel taşıyıcı gibi pek çok unsur bulunmaktadır. Deniz savaşları için ise karmaşık bir sistem mevcut değildir, modelin içeriği sadece gemi sayılarıdır.
b) Kara savaşları, deniz ve hava savaşlarına göre daha karmaşık ortamlarda gerçekleşmektedir. Savaşın cereyan edebileceği birbirinden çok farklı coğrafyalar ve iklim koşulları mevcut olabilmektedir.
c) Kara savaşları, savaşan tarafların moral düzeyine de bağlı olduğundan psikolojik yönü de önem kazanmaktadır.
-LANCHESTER DOĞRUSALLIK VE N2 KANUNLARI-
Lanchester, ok, yay, kılıç ve kalkanların kullanıldığı göğüs göğüse mücadelelerin yapıldığı antik dönem savaşlarını temel alarak doğrusallık kanununu açıklamıştır. Lanchester 1. Kanununa göre, güç değişim oranı kayıp oranına eşit olduğunda savaş dengeye ulaşır. Oransal değişim denklemi şu şekilde gösterilmektedir:
(m0 - m) = E(n0 - n) --(1. Denklem)--
m0: Müttefik tarafın başlangıçtaki askeri gücü.
m: Müttefik tarafın kalan askeri gücü.
n0: Düşman tarafın başlangıçtaki askeri gücü.
n: Düşman tarafın kalan askeri gücü.
E: Değişim oranı (Silah etkinliği)
Bu denkleme bağlı olarak, zayıf olan taraf teslim olmadığı sürece, bütün kuvveti tükenene kadar mücadele etmeye devam eder. Bütün askeri güç tükenmeden savaş sona erdirildiğinde de aynı denklemden yararlanılarak taraflardan birinin kalan kuvveti kullanılarak, diğer tarafın kalan kuvveti ve buna bağlı olarak olası kayıpları hesaplanabilir. Lanchester'ın 2. Kanunu olan N2 Kanunu'na göre savaş malzemesi üstün olan taraf, düşmanı yıprattıkça kendisinin alacağı hasar azalacağından, tarafların savaş güçlerinin karesi ile oranlama yapılmaktadır. 2. Kanuna bağlı denklem ise şu şekilde gösterilmektedir:
(m02 - m2) = E(n02 - n2) --(2. Denklem)--
Örnek olarak 2,000 kişilik bir güce sahip taraf ile 1,000 kişilik güce sahip taraf çarpıştığında, doğrusallık oranı 2'ye karşı 1 iken, N2 Kanunu'na göre, güçlü olan tarafın düşmana zarar verme oranı ateş üstünlüğünden dolayı 4'e karşı 1'dir. N2 Kanunu'nun daha karmaşık hesaplamalar içermesine rağmen, gerek savaş meydanlarında, gerekse bu stratejilerin uyarlandığı işletme faaliyetlerinde, daha gerçekçi değerlendirmeler sağladığı açıktır. Savaş alanları için N2 Kanunu değerlendirecek olursa, taraflardan birinin gerek asker sayısı gerekse silah gücü bakımından avantajlı olması, kendisine daha yüksek ateş gücü sağlayacağı için karşı tarafa daha fazla kayıp verdirme olanaklarına kavuşacaktır. Zaten savaş terminolojisinde yaygın bir kavram olan "sıklet merkezi prensibi" de bu duruma uygun bir şekilde, kurmaylık eğitimi alan generaller tarafından uygulanarak büyük zaferlerin elde edilmesi sağlanmaktadır. Sıklet merkezi prensibi ile hareket ederek düşman kuvvetlerinin şaşırtıldığı ve sayıca az olunmasına rağmen düşmanın yenilgiye uğratıldığı durumlara Büyük Taarruz planları örnek olarak verilebilir. Yazının ilerleyen bölümlerinde Büyük Taarruz'un başlangıcındaki mevcutlara göre tarafların ateş üstünlükleri, Lanchester Kanunu'na göre hesaplanmış, Mustafa Kemal Atatürk ve Fevzi Çakmak'ın belirledikleri strateji gösterilmeye çalışılmıştır.
-BÜYÜK TAARRUZ ÖNCESİ KUVVETLERİN LANCHESTER KANUNLARINA GÖRE ANALİZİ-
Büyük Taarruz'un başlangıcındaki mevcutlara göre tarafların ateş üstünlükleri şu şekildedir:
1) Türk Ordusu
-Asker: 207,941
-Top: 323
-Tüfek: 92,792
-Hafif Makineli Tüfek: 2,025
-Ağır Makineli Tüfek: 839
2) Yunan Ordusu
-Asker: 224,996
-Top: 418
-Tüfek: 130,000
-Hafif Makineli Tüfek: 3,139
-Ağır Makineli Tüfek: 1,280
Veriler incelendiğinde Yunan güçlerinin, gerek asker sayısı bakımından gerekse askeri kaynak bakımından Türk güçlerine karşı üstün olduğu görülmektedir. Bir de bu avantaja dönemin silah teknolojisi içerisinde, siperlere girmiş savunma kuvvetlerini yerinden kaldırmada kullanılabilecek olan tankların, sadece İngiltere ve Fransa gibi süper güç olan sömürge devlerinde kısıtlı sayıda mevcut olduğu düşünüldüğünde, savunmada bulunmanın avantajı da eklenmekte ve Yunan güçlerinin etkinliğini arttırmaktadır. Bu yapıda bir taarruz edildiğinde, normal koşullar altında Lanchester'ın 2. Kanunu'na göre Yunan kuvvetlerinin ateş üstünlüğü, 224,996/207,941= 1.082018 oranında değil, (224,996/207,941)/(207,941/224,996)= 1.170764 oranında olacaktır. Bu oranlarda gösterilen ateş üstünlüğü, birbirine çok yakın olan birlikleri etkilemektedir. Buna bir de savaşmak için daha kritik malzemeler olan top, hafif makineli tüfek ve ağır makineli tüfeklerdeki daha büyük üstünlükler eklendiğinde, Yunan kuvvetlerinin savunmada başarılı olması kaçınılmaz olacaktır. Tüm savaş desteklerini de göz önünde bulundurursak karşımıza şöyle değerler ortaya çıkacaktır.
Doğrusallık Kanunu'na göre Yunan kuvvetlerinin ateş üstünlüğü oranları:
-Asker: 224,996/207,941= 1.082018
-Top: 418/323= 1.294118
-Tüfek: 130,000/92,792= 1.400883
-Hafif Makineli Tüfek: 3,139/2,025= 1.550123
-Ağır Makineli Tüfek: 1,280/839= 1.525626
N2 Kanunu'na göre Yunan kuvvetlerinin ateş üstünlüğü oranları:
-Asker: (224,996/207,941)/(207,941/224,996) = 1.170764
-Top: (418/323)/(323/418)= 4182 / 3232 = 1.67474
-Tüfek: (130,000/92,792)/(92,792/130,000) = 130,0002 / 92,7922 = 1.962753
-Hafif Makineli Tüfek: (3,139/2,025)/(2,025/3,139)= 3,1392 / 2,0252 = 2.402883
-Ağır Makineli Tüfek: (1,280/839)/(839/1,280)= 1,2802 / 8392 = 2.327534
Değerlerde görüldüğü üzere N2 Kanunu'na göre hafif ve ağır makineli tüfeklerin üstünlük oranı neredeyse 2.5 seviyesine yaklaşmaktadır. Tankların ve zırhlı personel taşıyıcıların olmadığı bu dönem için ağır ve hafif makineli tüfeklerin taarruz eden taraf üzerindeki ölümcül etkisi tartışılmaz bir durumdur. Taraflardan biri tüm gücünü kaybedene kadar mücadele devam etseydi, verilecek olan kayıplar, Doğrusallık Kanunu ve N2 Kanunu'na göre 1. ve 2. Denklemler ile bulunabilecektir.
E olarak simgelenen değişim oranı, tarafların silahlarının etkinliğini ifade etmektedir. Başlangıç olarak bu değer 1 kabul edildiğinde, Türk kuvvetlerinin daha az olduğu için Türk kuvvetleri tükenene kadar mücadele devam ettirilecek olursa; Yunan kuvvetleri kalan askeri gücü aşağıdaki gibi bulunabilir:
m0 = 207,941
m = 0
n0 = 224,996
n0 = 0
E = 1
(m02 - m2) = E(n02 - n2)
(207,9412 - 02) = 1(224,9962 - n2)
n = 85,928
Yunan kuvvetlerinin başlangıç askeri gücü ile yukarıda hesaplanan Yunan kuvvetleri kalan askeri gücü arasındaki fark, Yunan kuvvetlerinin toplam kayıplarını verecektir:
n0 - n = 224,996 - 85,928 = 139,067
Yapılan bu hesaplamalarda Lanchester Doğrusallık ve N2 kanunlarına ilişkin olarak 1. Denklem ve 2. Denklem içerisinde yer alan ve tarafların silahlarının etkinliğini ifade eden değişim oranı olan E, 1 olarak kabul edilmiş ayrıca her bir savaş malzemesi için birbirinden bağımsız olarak hesaplamalar yapılmıştır. Ancak gerçek hayatta top, ağır makineli tüfek ve hafif makineli tüfek gibi Kurtuluş Savaşının gerçekleştiği dönem için kritik olan savaş malzemelerinin sayı farklılıklarının bir arada düşünülerek değerinin yerine kullanılması gerekmektedir. Bu bütünsel bakışı sağlayabilmek için sistem dinamiği modeli kullanılmalıdır. Yazının ilerleyen bölümlerinde de verilecek olan, 26 Ağustos 1922 tarihi itibarıyla Türk ve Yunan kuvvetlerine ait veriler, doğrudan cephe taarruzu varsayımına göre oluşturulmuştur.
-Büyük Taarruzun Doğrudan Cephe Taarruzu Varsayımına Göre Sistem Dinamikleri Çerçevesinde Modellenmesi-
Lanchester Kanunlarına göre hesaplamalar yapılırken daha önce değinildiği üzere silah etkinliği olan E değerinin 1 olduğu varsayımıyla hareket edilmiştir. Ancak gerçek hayatta top, ağır makineli tüfek ve hafif makineli tüfek gibi Kurtuluş Savaşının gerçekleştiği dönem için kritik olan savaş malzemelerinin sayı farklılıklarının birarada düşünülerek E değerinin yerine kullanılması gerekmektedir. Bu sıkıntıyı gidermek amacıyla olayları sistemin dinamikleri içerisinde incelemeyi sağlayan Stella 9.1.4 programında tüm bu savaş malzemelerinin etkilerini içeren bir model kurulmuştur. Stella 9.1.4. programı model sayfası ve oluşturulan model *Şekil 1'de görülebilir. Oluşturulan modellemenin getirdiği sonuç ise *Tablo 1'deki gibidir. Tablo 1'deki kısmi sonuçlar incelenecek olursa, Yunan kuvvetlerinin kalan askeri gücü 95000 olmakta ve Türk kuvvetlerinin bütün askeri gücü tükenmektedir.
Yunan kuvvetlerinin doğrudan cephe taarruzu durumundaki üstünlüğü N2 Kanunu'ndaki başlangıç değerleri karşılaştırıldığında da görülebilmektedir.
m0: Türk tarafı başlangıç askeri gücü n0: Yunan tarafı başlangıç askeri gücü Silah etkinliğinin değerinin (E), 1 kabul edilmesine göre cephe taarruzunda güçlerin karşılaştırılması şu şekilde gösterilebilir.
m02 < n02 ==> 207,9412 < 224,9962
43,239,459,481 < 50,623,200,016
Doğrudan cephe taarruzu yapılması varsayımına göre model oluşturulduktan sonra bu savaş öncesi yapılan hazırlıklar ve savaş planları hakkında bilgi verilecektir.
-BÜYÜK TAARRUZ-
Sakarya Savaşı, 13 Eylül 1921 tarihinde sona ermesine rağmen Büyük Taarruz 26 Ağustos 1922 tarihinde başlamıştır. Diğer bir ifade ile taarruz yaklaşık on bir buçuk ay sonra gerçekleşmiştir. Aslında Sakarya’da mağlup edilen düşmanın sıkı bir şekilde takip edilmesi ve kazanılan zaferin meyvelerinin alınması beklenirdi. Ancak, yirmi iki gün yirmi iki gece devam eden Sakarya Savaşı Türk ordusunu da çok yıpratmıştı. Bu yüzden bir süre bekleyip orduyu toparladıktan sonra taarruza geçmek daha mantıklıydı. Büyük taarruzun temel gecikme sebepleri şunlardır:
a) Ordunun eksikliklerinin giderilmesi ve ihtiyaçlarının temini. Taarruz için gerekli olan insan, silah ve cephane noksanının giderilmesi gerekliliği.
b) Bugüne kadar sürekli savunmada kalmış olan orduya taarruz eğitimi vermek.
c) Sad Planı ile ortaya konulan taarruz planının olgunlaştırılması.
d) Güney ve Doğu cephelerinden birliklerin batıya nakledilmesi.
e) Silah noksanının giderilmesi için gizli örgütler vasıtasıyla İstanbul’dan Anadolu’ya silah kaçırılmasına hız verilmesi.
e) Silah satın alınması işlemlerine hız verilmesi.
f) Askerî imalathanelerin silah ve teçhizat noksanını gidermeye yönelik yapılan çalışmalar
g) Asker sayısını artırmaya yönelik yapılan çalışmalar. 1901 (Rumi takvime göre 1317) doğumluların silah altına alınması.
h) İaşe temini; Konya, Niğde, Burdur, Denizli vb. aşar ambarlarında bulunan ürünlerin demiryolu istasyonlarına indirilmesi ve orada bulunan askerî birliklere teslim edilmesinin temini.
i) Eksiklikler nedeniyle köylü kıyafetleri giymek zorunda kalan erat için asker elbiselerinin temini.
Başkomutan Gazi Mustafa Kemal 6 Ağustos 1922’de tüm ordu birliklerine saldırı için son hazırlıkları yapmalarını gizlice bildirmiş, 20 Ağustos’ta Akşehir’deki Batı cephesi yönetim yerine giderek orada Genel Kurmay Başkanı Fevzi (Çakmak) Paşa ve Cephe Komutanı İsmet (İnönü) Paşa ile taarruz planını bir kez daha tüm ayrıntılarıyla gözden geçirmiştir. Saldırı, Yunan birliklerini beklenmedik baskınla çevirme ve yok etme ilkesine göre düzenlenmiştir. Saldırı için kullanılan stratejiye Kurt Kapanı Taktiği adı verilmiştir.
Mustafa Kemal Paşa’nın taarruz planı, askeri gücümüzün büyük çoğunluğunu düşman cephesinin dış yanında ve etrafında toplayarak düşmanı yok etmek idi. Birinci ordumuz Afyonkarahisar’ın doğusunda Akarçay ile Dumlupınar arasında bulunan düşman mevzilerine saldırarak düşmanı kuzeye atacaktı. İkinci ordumuz ise Akarçay’ın kuzeyinden Sakarya’ya kadar olan cephede düşmana saldıracaktı. Bu ordumuz, düşmanın Eskişehir’de bulunan 3 tümeni, Döğer’de bulunan 3 tümeni ve Afyonkarahisar’ın doğusunda bulunan 2 tümeni olmak üzere toplam 8 tümenini durdurmakla vazifeliydi. Kocaeli bölgesinde olan güçlerimiz düşmanın güneye inmesine engel olacak, Menderes yöresindeki kuvvetlerimiz ise düşmanın İzmir’le olan bağlantısını kesecekti.
Büyük saldırı 26 Ağustos 1922 sabahı saat 5:30’da topçu birliklerinin ateşiyle başlamıştır. Başkomutan Mustafa Kemal o sabah ordularının başında Kocatepe’dedir. Saldırının ilk iki gününde Afyon’un güneyinde 50, doğusunda 30 kilometrelik Yunan cepheleri düşmüş; 28-29 Ağustos günlerinde Yunanlıların en güçlü birlikleri Aslıhanlar yöresinde çevrilmiş; 30 Ağustos günü de Başkomutanın doğrudan yönettiği savaş sonunda düşmanın en güçlü birlikleri yok edilmiştir. Büyük Taarruz gerçek bir baskın taarruzu niteliğinde gerçekleşti. Dışarıya yönelik haber yasağının da etkisi ile beraber ne İstanbul ne de dünya bir süre ne olduğunu anlayamadı. Gerçekten hiç kimse böylesine büyük bir taarruzu beklemiyordu. Bu yüzdendir ki Yunan Orduları Başkomutanı Hacı Anesti İzmir’e gitmek için hazırlık yapmakta bir sakınca görmemişti. Çünkü taarruz sabahından bir gün önce ülke genelinde, daha doğrusu tüm dünyanın rahatlıkla haberi olacak şekilde, Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının çay partisi yapacakları haberi, telgraflarla ve kulaktan kulağa dolaştırıldı. Taarruzun gerçekleştiği 25-26 Ağustos gecesi Afyonkarahisar’daki Yunan generali Trikopis bir balo verecek kadar rahattı. Onların bu derece rahat olmasını sağlayan sebepler vardı. Aslında 1922 yılı baharında Türk taarruzu bekleniyordu, ancak gerçekleşmemişti. Bu durum Türklerin taarruz edecek cesareti kendilerinde bulamadıkları şeklinde değerlendirildi. Şimdi ise yağmur mevsimi başlamak üzereydi. Bu şartlarda kesinlikle taarruz beklenmiyordu. İngiliz istihbaratçı uzmanların Yunan savunma hatları ile ilgili olarak yaptıkları değerlendirmeler de Yunanlıların kendilerine olan güvenlerini arttırıyordu. Zira bu uzmanlar üç hattan oluşan ve tel örgülerle kuvvetlendirilen Yunan mevzilerinin çok güçlü olduğunu ve Türk kuvvetlerinin bu mevzileri aşma imkanının bulunmadığını söylüyorlardı. Hatta 30 Ağustos tarihli Neyologos gazetesi, birkaç ay evvel Anadolu cephesinden dönen Amerika muhabirlerinden Mister Jeypon’un Afyon’daki Yunan tahkimatına ve bu mevkiinin zaptı mümkün olmayan bir müstahkem mevki haline geldiğine dair Rum Cemiyet Edebiyesi’nde verdiği konferansı haber yapmış idi.
Hiç durmaksızın beş gün beş gece devam eden çetin muharebelerden sonra Dumlupınar’da asıl kuvvetleri yok edilen düşmanın bozguna uğrayarak geri çekilen bakiye kuvvetleri de toparlanma fırsatı bulamadan denize dek hiç ara verilmeden takip edilmiştir. Yunanlıların, Trakya ve Bursa mıntıkalarındaki bütün birliklerine denizden naklederek İzmir’in doğusunda son bir mukavemete yeltenmeleri fırsat verilmemiştir. Böylece düşman kuvvetlerin ikinci bir savunma hattı kurmaları mümkün olmamıştır. Türk ordusu, durup dinlenmeden, açlık ve susuzluk demeden İzmir’e kadar yaklaşık 400 kilometrelik mesafeyi yalnızca yaya ve süvari birlikle on gün içinde kat ederek takip operasyonunu Yıldırım Harbi örneğine uygun büyük bir başarıyla tamamlamıştır.
Taarruzun başarıya ulaşmasında topçusundan süvarisine kadar tüm neferlerin katkısı büyüktür. Başkumandan Mustafa Kemal Paşa topçunun iyi bir şekilde hazırlanmış olduğunu İsmet (İnönü) Paşa ile görüşmelerinde tekrar tekrar belirtmiştir. Başarıda pay sahibi olan diğer bir unsur da süvari sınıfıdır. Taarruzun başarıya ulaşabilmesi için taarruz birliklerinin 1/3 oranında fazla olması düşünülmekteydi. Yapılan bütün hazırlıklara rağmen ancak Yunanlılara yakın bir kuvvet oluşturulabilmişti. Yunanlılar makineli tüfek ve uçak kuvvetinde üstündü. Türk kuvvetleri ise süvari sayısı bakımından Yunanlılardan fazlaydı. Bunda Başkomutan Atatürk’ün rolü büyüktür. Çünkü Atatürk, taarruz, baskın ve takip harekâtlarında süvarinin üstünlüğünü çok iyi bilmekteydi. Bu yüzden de harekât öncesi güçlü süvari birliklerinin oluşturulmasını emretmiştir. Asıl taarruz birliklerinin sol tarafına yığınak yapacak olan Süvari Kolordusu yürüyüşünün çoğunu geceleyin hiçbir işaret vermeyecek şekilde gerçekleştirmiştir. Baskının gerçekleşmesinde pay sahibi olan bir diğer unsur da düşmanın bilgi sahibi olmasını engelleyen keşif uçakları ve av uçaklarıdır. Avcı uçakları devriye uçuşu yaparak düşman keşif uçaklarının hatların gerisine geçmesini engellemiş ve savaşın ilerleyen günlerinde de düşman hava kuvvetlerinin sayısal üstünlüğüne rağmen keşif faaliyetlerini başarıyla sürdürmüşlerdir. Elde edilen zaferin büyüklüğü, İstanbul basını ve yabancı yayın organlarında da yerini bulmuştur. Örnek vermek gerekirse, Jurnal Doryen gazetesinin Türk ordusunun taarruzunu öven değerlendirmeleri mevcuttur. Jurnal Doryen Türk kumandanların askerlik ilminin bütün gereklerini yerine getirdiklerini, savaşı çok iyi yönettiklerini, son dakikaya kadar asıl taarruzun gerçekleşeceği alanı gizlemeyi başardıklarını, düşman cephesini sarmak, düşmanı şaşırtmak, müdafaasını dağıtmak gibi askerlik ilminin bütün gereklerini uyguladıklarını belirtmektedir.
Türk savaş planının başarı ile uygulanması sonucu elde edilen bu büyük zafer Atatürk tarafından Meclise, kurmay heyetine, neferinden genelkurmay başkanına kadar Türk Ordusuna ve her türlü fedakârlığa katlanan Türk milletine mâl edilmiştir. Büyük taarruzda elde edilen büyük başarı sonucunda Erkân-ı Harbiye Reisi (Genelkurmay Başkanı) Fevzi (Çakmak) Paşa Müşirliğe (Mareşallik), Garp Cephesi Kumandanı İsmet (İnönü) Paşa Ferikliğe (Orgenerallik) yükselmiş ayrıca İstiklâl Madalyası ve TBMM Takdirnamesi ile ödüllendirilmesi uygun bulunanların isimleri tek tek Meclis kürsüsünden okunmuştur. Büyük Taarruz ’un tarihimiz açısından önemi gerek sanatsal faaliyetlerde gerekse marş ve türkülerde önemli bir yer tutmasından da rahatlıkla anlaşılabilmektedir. Büyük Taarruz öncesi hazırlıklar ve savaş planları hakkında verilen bilgilerin ardından Türk savaş planına göre sistem dinamikleri çerçevesinde modelde düzenlemeler gerçekleştirilmiştir.
-BÜYÜK TAARRUZ'UN TÜRK SAVAŞ PLANINA GÖRE SİSTEM DİNAMİKLERİ ÇERÇEVESİNDE MODELLENMESİ-
Sakarya Meydan Savaşı’ndaki yenilginin ardından Yunan kuvvetleri taarruz güçlerini kaybetmiş bu nedenle ellerindeki toprakları kaybetmemek amacıyla savunmaya dayalı bir strateji saptayıp bu doğrultuda bir yıl boyunca hazırlık yapmışlardır. Türk tarafı da Yunan Genelkurmayı’nın bu eğilimini fark ettiği için ateş üstünlüğünü elde etmek amacıyla Yunan kuvvetlerinin karşı taarruza geçmeye çekineceğini bilerek Ankara civarında örtme taarruzu yapacak sınırlı sayıda birlik bırakmışlar ve güçlerinin çoğunu Afyon civarında mevzilendirmişlerdir. Gazi Mustafa Kemal (Atatürk) Paşa ve Fevzi (Çakmak) Paşaların hazırladığı Türk taarruz planını anlayamayan Yunan Genelkurmayı örtme taarruzun yapıldığı bölgelerde de gerçek bir taarruzun gerçekleştiğini sandığından bu bölgelerdeki Yunan kuvvetleri atıl kalmış ve Türk kuvvetleri ateş üstünlüğünü ele geçirmişlerdir. Buna göre Yunan kuvvetleri 2 parçaya ayrılmıştır. Oluşan yeni durum *Tablo 2’de verilmektedir.
İlk aşamada Türk ordusu asıl taarruz gücü ile asıl taarruza maruz kalan Yunan ordusu arasında savaş gerçekleştiği ve diğer birlikler daha sonra mücadeleye katıldığı için modelin düzenlenmesi gerekmektedir. Modelin yeni duruma göre düzenlenmiş hali *Şekil 2'de sunulmuştur. Yeni duruma göre üstünlüğün el değiştirmesi N2 kanunundaki başlangıç değerleri karşılaştırıldığında da görülebilmektedir.
m0: Türk tarafı başlangıç askeri gücü. n0: Yunan tarafı başlangıç askeri gücü. Silah etkinlik değerinin 1 kabul edilmesine göre Türk taarruz planına göre güçlerin karşılaştırmaları şu şekilde gösterilebilir.
m02 > n02 ==> 200,0002 + 7,9412 > 120,0002 + 104,9962
40000000000 + 63,059,481 > 14400000000 + 11,024,160,016
40,063,059,481 > 25,424,160,016
Şekil 2' modellemesinin verdiği sonuçlar ise *Tablo 3'te gösterilmiştir. Türk taarruz planına göre düzenlenen yeni modelin sonuçları incelendiğinde, Yunan kuvvetleri çekilmeyip mücadele sonuna kadar devam etseydi, gerek asker gerekse silahlar açısından sayısal üstünlüğe sahip olmalarına rağmen ellerindeki tüm kuvvetleri kaybedecekleri Türk kuvvetlerinin kalan gücünün ise 74377 olacağı Tablo 3’teki değerlerden görülmektedir. Tablo 1’teki doğrudan cephe taarruzu varsayımına göre oluşturulan ilk modele ilişkin kısmi sonuçlar hatırlanacak olursa, Yunan kuvvetlerinin kalan askeri gücü 95000 olmakta ve Türk kuvvetlerinin bütün askeri gücü tükenmektedir. Tablo 1 ve Tablo 3’te yer alan sonuç değerlerindeki bu durum sadece kalan insan gücü açısından değil, diğer savaş malzemeleri olan top, tüfek, ağır makineli tüfek ve hafif makineli tüfek içinde benzer yapıda gerçekleşmektedir. Diğer bir deyişle, doğrudan cephe taarruzu varsayımına göre oluşturulan modelde Türk kuvvetleri bütün savaş malzemelerini kaybetmekte iken, Türk taarruz planına göre oluşturulan modelde, Yunan kuvvetlerinin ateş üstünlüğüne rağmen ellerindeki bütün malzemeleri kaybettikleri görülmektedir. Bu planı, Mustafa Kemal Atatürk "Hattı müdafa yoktur, sathı müdafa vardır. O satıh bütün vatandır!" sözüyle dile getirerek, yüzlerce yıldır askeri sistemde var olan cephe mantığını yıkarak, yerine yepyeni bir sistem meydana getirmiştir.
-SONUÇ VE İNCELEME-
Savaş dönemlerinde, mücadele kapsamında verilen kararların alt yapısında pek çok strateji ve model bulunmaktadır. Bu model ve stratejiler hâlen günümüzde farklı amaçlarla karar verme süreçlerinde kullanılmaya devam etmiştir. Lanchester stratejisi, bu süreçte geliştirilen diğer yöntem ve modellerle birlikte, ilk kez savunma stratejisi ihtiyaçlarına göre geliştirilmiş ve düşmanı maksimum zarara uğratmayı hedef alan bir model olarak literatürde yerini almıştır. Bu çalışmada, Büyük Taarruz'un başlangıcındaki mevcutlara göre ateş üstünlükleri Lanchester kanunlarına göre hesaplanmıştır. Bu hesaplamaların ardından Lanchester kanunlarında yer alan ve silah etkinliğini gösteren E değerini belirlemede bütünsel bir yaklaşım geliştirmek amacıyla sistem dinamikleri çerçevesinde Stella 9.1.4 programında bir model oluşturulmuş ve doğrudan cephe taarruzu varsayımıyla çalıştırılmıştır. Ardından Mustafa Kemal (Atatürk) Paşa ve Fevzi (Çakmak) Paşaların hazırladığı Türk taarruz planına göre model yeniden düzenlenerek sonuçların nasıl farklılaştığı incelenmiştir. I. Dünya Savaşı’ndaki siperlere gömülmüş askerleri yerinden kaldırıp atacak bir silah teknolojisinin geliştirilememesi ve strateji açısından kısır kalması ve sadece taktik bazda bazı gelişmelerin kaydedilmesi yeni arayışlara yol açmıştır. Siper açmazını çözecek olan tankların I. Dünya Savaşı’nın sonlarında ortaya çıkması, ancak tankı icat eden İngiltere ve Fransa’nın bu yeni silaha yönelik stratejiler geliştirmeyi ihmal etmesi ve uçakların da bomba taşıyacak kapasitelere ulaşabilmesi I. Dünya Savaşı ile II. Dünya Savaşı arasındaki dönemde yeni strateji arayışlarının önünü açmıştır. Bu arayışlar sırasında Alman kurmay subay Guerian’ın yarattığı Blitzkriegg felsefesi, savaş ortamını oldukça dinamik hale getirmiş ve dinamik ortamda sürekli yeni silah teknolojileri ve stratejilerin geliştirilmesinin de yolunu açmıştır. Bu dinamik savaş ortamında alternatif savaş senaryolarının analizi sürecinde Lanchester stratejisinin sistem dinamikleri kavramıyla bütünleştirmesiyle, bu alanda yapılacak diğer çalışmalara yön verebileceği düşünülmektedir.
Bir dönemin askeri gücü analiz edebilmek için, tamamen objektif bakış açısına bağlı kalarak, sonra gelen dönemin askeri gücüyle kıyaslanmaması ve daha doğru analiz sonuçlarının ortaya çıkması için empati kurulması gerekmektedir. Çünkü 100 yıl önceki askeri gücü, modern çağın askeri gücüyle karşılaştıracak olursak, elbette 100 yıl önceki askeri güç, modern çağın yanında güçsüz görünecektir. Aynı şekilde 200 yıl önceki askeri güç ile 100 yıl önceki askeri gücü karşılaştıracak olursak, yine elbette 200 yıl önceki askeri güç daha güçsüz görünecektir. Bundan dolayı tarih hakkında araştırmalar yaparken o dönemin sürecini ve olanaklarını göz önünde tutmak, daha sağlıklı sonuçlar doğuracaktır. Buna bağlı olarak Roma tarihinin incelemesi yapılırken o dönemin empatisi kurulmalıdır. Eski çağlardaki dönemlerin tarihi araştırmaları ise o dönemin sanat eserlerinden, mimari yapılarından, yazıtlardan, mimari ve çeşitli sanatsal işlemelerinden ortaya çıkar; zafer takları, vazolar, heykeller, sütun tarzları, mimari planlar ve resimler gibi. Bu topraklar üzerindeki yakın dönem tarihi araştırmalar ise Türkiye Cumhuriyeti arşivlerinden, Osmanlı arşivlerinden ve İngiliz istihbarat arşivlerinden (O dönem içerisinde Anadolu'nun her karış toprağında İngiliz haber alma ajanları ve İngiliz istihbarat subayları bulunurdu) yapılır; buna elbette ki Türk-Yunan savaşı da dahildir. Yunan topluluğu, yıllarca Osmanlı kontrolü dahilinde varlıklarını herhangi bir ayrım görmeden sürdürmüşlerdir. Bu duruma Osmanlı okullarında okuyabilmiş ve Osmanlı harbiyesinde askeri eğitim alabilmiş olmaları da dahildir. Osmanlı'nın kaçınılmaz çöküş döneminden Büyük Taarruz'a kadar olan süreç dahilinde dünyanın her yerinde askeri anlamda aynı kitaplar ve aynı stratejiler gösterilmekteydi. Yani o dönemde Fransa'da subay olan bir askerin bilgisi ile Osmanlı'da subay olan bir askerin bilgisi aynı idi. 30 Ağustos'ta sonuçlanan Büyük Taarruz'a kadarki dönemde, savaşın öncesinde ve sonrasında da Yunan Krallığı'nda fikir ayrılıkları bulunurdu. Krallığın 1. kısmı sadece Ege bölgesini isterken, diğer 2. kısmı ise İstanbul'a ve tüm Anadolu'ya sahip olmak istiyordu. 2. kısmın böyle bir arzu içerisinde olmasındaki tek etken Yunan askeri kuvvetinin ve moral yapısının Türk askeri kuvvetinden ve moral yapısından üstün olduğunu biliyor olmalarıydı. Üstelik ellerinde Yunan Krallığını tamamen destekleyen İngiltere'nin Anadolu'dan İngiliz istihbarat raporları bulunuyordu. Öyle ki Anadolu'da bir kuş tek kanadını oynatsa dahi, bundan, başta İngiltere'nin ve Yunan Krallığı'nın haberi oluyordu. Sakarya Meydan Muharebesi'nin sonuna kadar ise cephelerden gelen tüm askeri raporların hepsi, Yunan Krallığı için olumlu sonuçlar doğuruyordu. Sadece Ege bölgesinde kalmayı isteyen ve ilerlemeyi kabul etmeyen kesim ise Anadolu'nun engin çukuruna girmeyi göze almak istemiyordu. 1. Kesime kulak veren 2. Kesim ise bunu dikkate alarak İngiltere'den, Romanya ve Bulgaristan üzerinden bolca destek almaktaydı.
Yunan kuvvetlerinin ve Türk kuvvetlerinin rütbeli askerlerini inceleyecek olursak, Balkan Savaşlarının ve 1. Dünya Savaşı tecrübelerini üzerinde taşıyan, tecrübeli ve çok iyi eğitimli askerlerdi. Üstelik İngiliz kaynaklarıyla elde ettikleri Çanakkale savaş raporlarında ise Türklerin neleri yapabileceklerini ve neleri yapamayacaklarını iyi biliyorlardı. Ancak bazı şeyleri gözden kaçırmışlardır. Yüzlerce yıldır Anadolu'nun zengin ve çetin coğrafyasında yaşayan, Anadolu ve Türk kültürüne sarılmış, gerek fedakârlık gerekse zafer için radikal kararlar vermek isteyen ve bu uğurda canını seve seve vermeye adamış Türk halkının, Türk askeriyesinin arkasında olduğunu unutmuşlardır. Sakarya Muharebesi'nden sonra sadece 11.5 ayda, ancak Yunan asker sayısına yaklaşılmış ve tükenen kaynaklardan, Türkiye'ye kesilen yardımlardan dolayı, geri ödeme garantisi adı altında iç borçlanmaya gidilmiş ve cumhuriyet kurulduğunda halktan alınan tüm borçlar kuruşu kuruşuna geri ödenmiş, Büyük Taarruz'un başından beri ele geçirilen 8,371 at, 8,430 öküz ve manda, 8,711 eşek, 14,340 koyun ve 440 deve halka dağıtılmıştır. Bununla birlikte Büyük Taarruz'da esir düşen tam 20,826 Yunan askerinden 23 inşaat taburu kurulmuş ve kendi yıktıkları köprülerin, karayollarının ve demiryollarının tamirinde çalıştırılmıştır.
Yok olmak üzere olan bir toplumu, bu toplumu üzerindeki ölü toprağını atarak diriltecek olan savaşı ve yok olmak üzere olan bu toplumu kurtaracak olan savaşın fikir babası olan Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını küçümsemek ve onlara hakaret etmek, o dönemin yokluk içerisindeki toplumun büyük umutlarla, modern dünyaya ayak uydurabilmek için sarf ettikleri büyük çabalarla kurdukları ilelebet payidar kalacak olan Türkiye Cumhuriyeti'ne düşmanlık ve hainliktir.
30 Ağustos Zafer Bayramımız Kutlu Olsun!
Şekil 1
Şekil 2
Tablo 1
Tablo 2
Tablo 3
submitted by rohunder to u/rohunder [link] [comments]

Paint Terk, günümüzde solcu felsefeyi gösteren tek iyi YouTube kanalı.

Yakın zamanda Paint Terk videolarının içindeki derin felsefi temalar dikkatimi çekmeye başladı ve paylaşmak istedim.
Bence Fatih Aruk abimin videoları çok derin anarşist ve marxist ana fikirlere sahip. Örnek olarak "Tek Taşaklı Adamın Hikayesi" (bunu yazma zamanında kanalındaki ilk video) sosyal reddedilme ve kapitalizmin doğuştan talihsizi ezmesi hakkında bir mesaj iletiyor.
Bu hikaye ana karakterimize tanıtılmamızla başlıyor. İsimsiz baş kahramanımız bize sadece "şanssız" ve "tek taşaklı" olarak anlatılıyor, görebilirsiniz ki bu iki özellik keşfedilmek istenen konseptlere demir kablolarla bağlı. Adamın şanssız olması genel ekonomik güçsüzlüğünden bahsediyor ve tek taşaklı olması da bir erkek olarak maskülen standartlara uymakta zorluk çektiğini anlatmaya çalışıyor. Hikaye devam ettiğinde bu adamın bir uçağa bindiğini öğreniyoruz ve tabi bu birkaç soru ortaya çıkarıyor: Bu adam fakirse neden uçakta? Bence bu yine eserin sembolizmine bir eklenti, adamın uçakta olması bütün talihsizliğine rağmen ne kadar yükeğe çıktığını gösteriyor.
Daha sonra bu uçağın arıza yaptığını öğreniyoruz ve bu ilk başta biraz garip görünebiliyor. "Uçak adamın talihsizliğinden dolayı mı düştü?" diye bir soru çıkıyor karşımıza ve eğer bu sorunun cevabı evet olsaydı Fatih abimin sistemi destekleyen başka bir koyun olduğunu öğrenirdik ama bence cevabı hayır, çünkü bu hikaye gerçek hayatla ilgili bir mesaj vermek istiyor ve gerçek dünyada birinin "kötü şansı" nedeniyle sorumlu tutulması imkansız. Bence bu olay, sistemin kendi eksikliğini ve bu nedenle çöküşünü en alt basamaktaki bireye bağlamasınından ve o bireyi suçlamasından bahsediyor ve merak etmeyin, ileride oldukça belli oluyor.
Uçak ağrıza yapınca sistem direk, ihtiyaç olunmayan ve istenmeyen kişileri atmaya karar veriyor. Bunu "olabildiğince kişiyi kurtarmak" için yaptığını söylüyor, oyunda herkesin eşit olduğunu ve kimsenin seçilme ihtimalinin daha yüksek olmadığını söylüyor fakat izleyici olarak biz, bunun doğru olmadığını biliyoruz. Hikayenin başında bu adamın "talihsiz" olduğu bize söyleniyor, bu bir çeşit ekonomik yetersizlik olabilir, ruhsal durum olabilir, aile durumu veya bin farklı şey daha olabilir, buradan çıkarılması gereken fikir, adamın bu karşı çıkılamaz dezavantaj yüzünden sistemden atılma ihtimalinin yüksek olduğu.
Sistemdekiler atacakları kişiyi seçmek için "adil" bir "kura" çekiyorlar ve adamımızı atmaya karar veriyorlar. Tabi adam sistemin dışlayıcılığının farkında olup karşı çıkıyor, sistem ise tekrar denemesine izin vereceğini söylüyor. Bu anda adam sistemin yalan merhametine inanır gibi oluyor fakat neyse ki çıkan sonucu yine reddediyor, asıl kaybettiği an ise üçüncü ve dördüncü kez denemelerine izin verip farklı bir sonuç beklemesi oluyor. 5. denemeden sonra adam artık sistemin ne kadar bozuk olduğunun farkına varıyor fakat yine büyük bir hata yaparak içinde yaşamak istemeye devam ediyor, sistemin eşitizliğini kabulleniyor. Bu yüzden adam en son bir "müsabaka" istiyor, aptalca kendi zekasını kanıtlayabileceğini ve sisteme entegre olabileceğini zannedip savaşa başlıyor.
Bir adamı kenara çekip diğerlerine soruyor: Bu karşımdaki adamla benim taşaklarımın sayıları toplamı nedir? Savaşı kazanıp yaşama hayaliyle. Adam kendi eksikliğini, onu reddetmek isteyen bir sistemi yenmek için kullanabileceğini sanıyor ve diğerleri "dört" diye cevap verdiğinde başardığını zannediyor. "Sistemi yendim!" diye geçiriyor içinden, pantalonunu indirip "eksikliğini" gösteriyor herkese, herkese gururunu gösteriyor. Ne yazık ki bu mutluluk pek az sürüyor, çünkü yanına çektiği adam pantalonunu indirdiğinde üç taşağı olduğunu farkediyor adamımız.
Dünyası yıkılıyor, sonuna kadar savaştığını ve çok daha iyisini hakettiğini söylüyor ve haklı da, bu sistem ona asla bir birey olarak hakettiği değeri göstermeyecekti, asla ona saygı duymayacaktı fakat o bunun farkına varmadı, belki de farkındaydı ve inanmadı. Doğuştan talihsizliği ayrıcalıklının yanında onu ezik bıraktı, adam sisteme karşı değil de sistemin içinde savaştı ve en büyük hatası da buydu.
Daha sonra adama ne olduğunu hiç öğrenmiyoruz fakat sistemden atılıp çürümeye bırakıldığı ima ediliyor. Fatih Aruk bu detaylı ve derin hikayelerle gerçek dehasını gerçekten gösteriyor.
Tabi bu sadece tek bir videosunun analizi, kanalında çok daha derin çalışmalar var fakat onları kendiniz keşfetmenizi öneririm.

submitted by Ayarsiz09 to svihs [link] [comments]

Bazı din safsatalarına cevap

Bazı din safsatalarına cevap
Zırvalara kulak asmayın ve gözlerinizi açın. Bu, müslümanlara uyarımdır ve tüm müslümanları doğruyu araştırmaya davet ediyorum.

1- Dünyanın altındaki radyoaktif akım kanalları
Dünyanın altında dolaşan negatif ve pozitif radyasyon akımları diye bir şey yok. Radyasyonu oluşturan ışınlar akım oluşturmaz. Akım elektrik devrelerinde olur ve elektron içerir ama radyasyon ışığın farklı dalga boylarının ışıması olayıdır. Videoda bahsetmeye çalıştığı şey dünyanın manyetik alanı. Bu manyetik alan kutuplardan çıkar güney kutuplara inen çizgilerdir ve her yüzyıl kaymalar ve sapmalar yüzünden değişebilir.

2- Kutuplar arasındaki uzaklık oranı
Bir yerin iki kutup arasındaki uzaklığı dünya haritasının üzerine köşeleri 45 derecelik açıyla kesecek bir doğruyla ölçülmez bu imkansız çünkü dünya geoit yapıdadır. Videoda bahsedilen oranlar tamamıyla yalandır sahtedir hiçbir gerçekliği yoktur. Geoit yapılı bir cismi düz kağıda geçirirsen hatalı sonuç elde edersin. Bu yüzden pilotlar düz kağıda çizilen dünya haritasını kullanmazlar, meridyen sistemli haritaları kullanırlar.
6:49 da soldaki harita tamamıyla yalan çünkü dünya geoittir, öyle bir düz çizgi YOK !

3- Mekke altın oranın tam ortasındadır
Bu yalan 2009'da yapılan "Kutsal Mitler" adlı filmde ortaya çıkmıştır. Dünya geoit şekilde olduğu için altın oranın referans noktası olamaz.
İddia edilen şey, Dünya'nın Doğu / Batı boylamları için bir referans çerçevesinin belirlenmesidir. Mekke altın oranın ortasında iddiası, solda Kuzey Amerika ile başlayan ve sağda Asya ile biten Dünya'nın düşük çözünürlüklü bir Mercator projeksiyon haritasına dayanıyor. Mercator projeksiyonu üzerinde çok farklı varyasyonlar var ve Mercator projeksiyonu dışında çok farklı görünümler ve sonuçlar üreten bir dizi projeksiyonlar vardır. Mercator'ı iyi bir yaklaşım olarak kabul edersek, Dünya'nın gerçek yüzeyinin ayrıntılı bir analizi bunu gösterir
Rusya ve Alaska arasındaki gerçek orta nokta 168 derece, 52 dakika ve 42 saniyedir.
Bu başlangıç ​​noktası olarak, Batı'dan Doğu'ya Altın Oran noktası 31 derece, 22 dakika ve 16.05 saniye Doğu boylamına düşer.
Mekke 39 derece, 48 dakika ve 53.42 saniye doğuda.
Mekke böylece gerçek Altın Oran noktasının 938 km batısındadır.
Bunun yerine, başlangıç ​​noktası olarak insanlığın 180 derecelik kendi meridyenini kullanırsak, Altın Oran noktası, Mekke'nin 298 km doğusunda, 42 derece, 29 dakika ve 32.05 saniyedir.
(Bu açıklamayı ben değil, videoda söylenen programın yazılımcı profesörü hesaplayıp açıklamıştır.
KAYNAK: https://www.quora.com/What-is-the-golden-ratio-point-of-earth )

8:01 Bu söylenilen dünya düz olsaydı doğru olabilirdi. Söylenilen program dünya için değil düz kağıda çizilen geometrik şekiller için kullanılan bir program.

4- Harf sayılarının altın oranını almak 8:40
Ne zırvalıyorsun, ne saçmalıyorsun ve kimi kandırdığını sanıyorsun? Sayıları altın oranıyla kombine edemezsin, altın oran geometrik şekiller için kullanılır. Ayrıca sayıları birbiriyle toplayarak çıkararak bölerek hiçbir mucize bulamazsın bunların hepsi safsatadır.

5- Matematiği yaratan allah 9:10
Allah, matematiği yaratmamıştır. Matematik, evrende olan olayları bizim açıklamamıza yarayan ve hesaplamamıza yarayan insan icadıdır. Örneğin doğada 2 sayısı yoktur: Biz sadece "aynı şeyi 2 tane görürsek bunların kalabalıklığına isim verelim" mantığıyla sayıları icat ederiz. Matematik, insanların doğayı anlamlandırma çabasından bir tanesidir. Evrenin başka bir köşesinde bizim kadar zeki canlılar belki matematik diye bir şey kullanmıyorlar belki tamamıyla farklı bir şey kullanıyorlar bunu bilemeyiz. Yani matematik bir keşif değil, bir icattır.
https://preview.redd.it/2phg1nqqto951.png?width=933&format=png&auto=webp&s=5317d71b60e1df871a06c7636c08bd0c4f541d17
submitted by Ayanokoji-san to u/Ayanokoji-san [link] [comments]

Restaurant Adisyon Sistemleri

Restaurant adisyon sistemleri, son zamanlarda birçok işletme tarafından benimsenmiş durumdadır. Bunun nedeni işletmelerin düzenli ve disiplinli bir şekilde hizmet vermek istemesidir. Bu tür sistemler sayesinde işletmelerin hesapları daha düzenli hale gelmektedir. Restaurant adisyon sistemleri içerisinde yer alan özellikler sayesinde birçok işletme çalışanlarıyla birlikte daha disiplinli bir çalışma planı oluşturabilmektedir. Restaurant adisyon sistemleri için yapılması gereken tek şey bu uygulamayı edinmektir. Uygulamayı edinebilmek için işletmelerin RestoMenüm gibi uygulamalara dahil olması gerekebilir. Bu uygulamayı kişilerin edinebilmesi için çeşitli cihazlara ihtiyacı olabilir. Bununla alakalı işletmelerin halihazırda bulunan bir telefona, tablete veya bilgisayara ihtiyacı olabilir. Bunun gibi cihazların içerisine adisyon sisteminin yüklemesi yapılarak mekana entegreli hale gelebilir. Adisyon sistemini edinebilmek için çeşitli abonelik paketlerine katılabilirsiniz. Bununla alakalı bu sisteme katılan işletmeler bir aylık deneme sürecine katılabilmektedir. Bu deneme süreci içerisinde yer alan işletmeler eğer sistemden memnun kalmazsa sitemden çıkışı yapılabilmektedir. Adisyon sistemlerine katılarak kağıt tutma olayından sıyrılmak mümkündür. Günümüzde adisyon sistemleriyle alakalı tüm uygulamalar çevre dostudur denebilir. Bunun nedeni tamamen uygulama içerisinde işlemlerin devam etmesi ve kağıt işlerinin olmamasıdır.
Sistemin Özellikleri
Adisyon sisteminin birçok özelliği bulunur. Bu özellikler;
· Ürünlerin raporlaması
· Hesap açıklarını takip etmek
· Ödemelerin kimin tarafından yürütüldüğü
· Gider yönetimi
· Stokların durumu ve maliyetlerin analizi
Adisyon sisteminin özelliklerinden bazıları bu şekildedir. Adisyon sistemine işletmelerin geçmesi halinde eskiden olan karışıklıklar son bulacaktır. Bu karışıklıkların son bulmasıyla birlikte mekan içerisinde disiplin sağlanacak ve müşterilere en hızlı şekilde hizmet verilecektir. Ayrıca çalışanlar kendi sorumluluklarını bilerek hareket edecek ve sistem içerisindeki ayarlamalar ve girdiler çalışanlara ait olacaktır. Bu sayede düzenli bir çalışma ortamı oluşmuş olacaktır. Kaynak
submitted by brkrtp to u/brkrtp [link] [comments]

"Tek Taşaklı Adamın Hikayesi" felsefik analiz.

Yakın zamanda Paint Terk videolarının içindeki derin felsefi temalar dikkatimi çekmeye başladı ve paylaşmak istedim.
Bence Fatih Aruk abimin videoları çok derin anarşist ve marxist ana fikirlere sahip. Örnek olarak "Tek Taşaklı Adamın Hikayesi" (bunu yazma zamanında kanalındaki ilk video) sosyal reddedilme ve kapitalizmin doğuştan talihsizi ezmesi hakkında bir mesaj iletiyor.
Bu hikaye ana karakterimize tanıtılmamızla başlıyor. İsimsiz baş kahramanımız bize sadece "şanssız" ve "tek taşaklı" olarak anlatılıyor, görebilirsiniz ki bu iki özellik keşfedilmek istenen konseptlere demir kablolarla bağlı. Adamın şanssız olması genel ekonomik güçsüzlüğünden bahsediyor ve tek taşaklı olması da bir erkek olarak maskülen standartlara uymakta zorluk çektiğini anlatmaya çalışıyor. Hikaye devam ettiğinde bu adamın bir uçağa bindiğini öğreniyoruz ve tabi bu birkaç soru ortaya çıkarıyor: Bu adam fakirse neden uçakta? Bence bu yine eserin sembolizmine bir eklenti, adamın uçakta olması bütün talihsizliğine rağmen ne kadar yükeğe çıktığını gösteriyor.
Daha sonra bu uçağın arıza yaptığını öğreniyoruz ve bu ilk başta biraz garip görünebiliyor. "Uçak adamın talihsizliğinden dolayı mı düştü?" diye bir soru çıkıyor karşımıza ve eğer bu sorunun cevabı evet olsaydı Fatih abimin sistemi destekleyen başka bir koyun olduğunu öğrenirdik ama bence cevabı hayır, çünkü bu hikaye gerçek hayatla ilgili bir mesaj vermek istiyor ve gerçek dünyada birinin "kötü şansı" nedeniyle sorumlu tutulması imkansız. Bence bu olay, sistemin kendi eksikliğini ve bu nedenle çöküşünü en alt basamaktaki bireye bağlamasınından ve o bireyi suçlamasından bahsediyor ve merak etmeyin, ileride oldukça belli oluyor.
Uçak ağrıza yapınca sistem direk, ihtiyaç olunmayan ve istenmeyen kişileri atmaya karar veriyor. Bunu "olabildiğince kişiyi kurtarmak" için yaptığını söylüyor, oyunda herkesin eşit olduğunu ve kimsenin seçilme ihtimalinin daha yüksek olmadığını söylüyor fakat izleyici olarak biz, bunun doğru olmadığını biliyoruz. Hikayenin başında bu adamın "talihsiz" olduğu bize söyleniyor, bu bir çeşit ekonomik yetersizlik olabilir, ruhsal durum olabilir, aile durumu veya bin farklı şey daha olabilir, buradan çıkarılması gereken fikir, adamın bu karşı çıkılamaz dezavantaj yüzünden sistemden atılma ihtimalinin yüksek olduğu.
Sistemdekiler atacakları kişiyi seçmek için "adil" bir "kura" çekiyorlar ve adamımızı atmaya karar veriyorlar. Tabi adam sistemin dışlayıcılığının farkında olup karşı çıkıyor, sistem ise tekrar denemesine izin vereceğini söylüyor. Bu anda adam sistemin yalan merhametine inanır gibi oluyor fakat neyse ki çıkan sonucu yine reddediyor, asıl kaybettiği an ise üçüncü ve dördüncü kez denemelerine izin verip farklı bir sonuç beklemesi oluyor. 5. denemeden sonra adam artık sistemin ne kadar bozuk olduğunun farkına varıyor fakat yine büyük bir hata yaparak içinde yaşamak istemeye devam ediyor, sistemin eşitizliğini kabulleniyor. Bu yüzden adam en son bir "müsabaka" istiyor, aptalca kendi zekasını kanıtlayabileceğini ve sisteme entegre olabileceğini zannedip savaşa başlıyor.
Bir adamı kenara çekip diğerlerine soruyor: Bu karşımdaki adamla benim taşaklarımın sayıları toplamı nedir? Savaşı kazanıp yaşama hayaliyle. Adam kendi eksikliğini, onu reddetmek isteyen bir sistemi yenmek için kullanabileceğini sanıyor ve diğerleri "dört" diye cevap verdiğinde başardığını zannediyor. "Sistemi yendim!" diye geçiriyor içinden, pantalonunu indirip "eksikliğini" gösteriyor herkese, herkese gururunu gösteriyor. Ne yazık ki bu mutluluk pek az sürüyor, çünkü yanına çektiği adam pantalonunu indirdiğinde üç taşağı olduğunu farkediyor adamımız.
Dünyası yıkılıyor, sonuna kadar savaştığını ve çok daha iyisini hakettiğini söylüyor ve haklı da, bu sistem ona asla bir birey olarak hakettiği değeri göstermeyecekti, asla ona saygı duymayacaktı fakat o bunun farkına varmadı, belki de farkındaydı ve inanmadı. Doğuştan talihsizliği ayrıcalıklının yanında onu ezik bıraktı, adam sisteme karşı değil de sistemin içinde savaştı ve en büyük hatası da buydu.
Daha sonra adama ne olduğunu hiç öğrenmiyoruz fakat sistemden atılıp çürümeye bırakıldığı ima ediliyor. Fatih Aruk bu detaylı ve derin hikayelerle gerçek dehasını gerçekten gösteriyor.
Tabi bu sadece tek bir videosunun analizi, kanalında çok daha derin çalışmalar var fakat onları kendiniz keşfetmenizi öneririm.
submitted by Ayarsiz09 to kopyamakarna [link] [comments]

Adisyon Sistemi

Restoran ve cafelerde sunulan hizmetin kaliteli olabilmesi için her aşamasının kusursuz bir şekilde gerçekleştirilmesi gerekir. İşletmeye gelen müşterilerden alınacak hizmetin en önemli aşamalarından bir tanesi sipariş aşamasıdır. Siparişlerin alınması, doğru bir şekilde mutfağa aktarılması ve sonrasında doğru bir şekilde müşteriye takdim edilmesi her işletmenin özen göstermesi gereken durumlardır.
İşletmelerde bu zincirin iyi bir şekilde ilerlemesi için teknolojiden yardım alınması en doğru kararlardan bir tanesi. Eski düzensiz yapıdan tamamen koparak bir adisyon sistemi ile çalışmayı düşünen işletmeler hem çok daha kaliteli bir hizmet sunabilecek hem de sarf ettikleri efor çok daha düşük seviyelerde olacak. Bunun için RestoMenüm olarak isimlendirilen sistem tercih edilebilir.

Raporlama Özelliği Sunan Adisyon Sistemi

İşletmelerde stokların doğru bir şekilde yönetilmesi çok büyük önem taşır. Yanlış stoklama yüzünden birçok işletmede malzemeler israf olmakta ve işletmenin kazancı düşüş göstermektedir. Stokların doğru bir şekilde yönetilmesi için müşterilerden alınan siparişlerin günlük olarak analizi şarttır. Bu işi kendi imkânları ile yapmaya çalışan insanlar her zaman zorluk yaşarken RestoMenüm adisyon sistemi ile bu işlemler son derece basittir.
Uygulamayı kullanmaya başlayan işletmeler ürünlerin satış grafiklerini en anlaşılır biçimde sistem üzerinden görüntüleme şansını elde edecektir. Sistemden günlük, haftalık ya da aylık raporlar alınabilir. Müşteriye sunulan ürünler gibi stoklardan işletmelere getirilen malzemelerin de raporları tutulmaktadır. Böylece herhangi bir ayrıntının gözden kaçması mümkün olmaz.
Restoran ve cafelere sunulan bu adisyon sistemi sayesinde müşterilerin tercihleri en iyi şekilde analiz edilecek ve tüm kampanyalar buna göre dizayn edilecektir. Böylece atılan her adım işletmeyi bir adım öteye taşımak adına büyük etkiler bırakır. Oluşturulan indirimler ya da diğer kampanyaların etkileri de bu sistem üzerinden takip edilebilecektir.
submitted by brkrtp to u/brkrtp [link] [comments]

Soğuk Hava Deposu

Soğuk hava deposu fiyatları nasıl hesaplanır? Maliyeti nasıl düşürülür? Hangi malzemeler kullanılır? Kaç derece olmalıdır? Tüm detaylar yazımızda. (EKSİKSİZ)
https://www.uzmansogutma.com/soguk-hava-deposu-nedi

Soğuk Hava Deposu

Soğuk hava deposu nedir? Fiyatları ne kadar? Uygun maliyetli nasıl yapılır? Nasıl kurulur? Nelere dikkat edilmelidir? Projesi nasıl çizilir? Ne kadar elektrik tüketir? Başlıca sorulan sorular ve tüm sorulara cevap bulacaksınız.
O zaman başlıyoruz ?
Soğuk hava deposu nedir?
Sıcak ortamda tutulduğu takdirde zarar görecek veya bozulacak ürünlerin daha uzun süre korunması amacıyla soğutma sistemi kurulan bölüme soğuk hava deposu denir.
Soğuk ortamda muhafaza edilmediği takdirde özelliğini kaybeden bir çok ürün mevcuttur. Bu depolarda 4 mevsim meyve sebzelerinden limon, muz, elma, domates gibi yiyecekler saklanmaktadır.
Üzüm veya muz sarartma gibi farklı amaçlar içinde kullanılır. Sığır eti ve tavuk eti gibi hayvansal gıdalar da eksi derecelerde bu depolarda saklanır. Kısaca ihtiyaç olunan her alanda kullanılmaktadır.
*Sizlere ilginç bir projeden bahsedeyim. Kullanmakta olduğu bazı ürünlerin soğuk ortamda tutulması gerektiği için bir elektrikçiye bile soğuk oda yapmıştık.
Soğuk hava deposu nedir kısaca açıkladım. (Araştırılmış en kısa ve sade açıklamadır.)

Soğuk Hava Deposu Fiyatları

Soğuk hava deposu fiyatları çıkarılırken alan büyüklüğü baz alınır.
Ancak bu konuda anlaşılması çok zor olmayan ama genellikle karıştırılan hesaplama hataları oluyor.
10 m2 soğuk hava deposu için örnek bir hesap yapalım. ÖRNEK 1:
MetreKare Hesabı : A kenarı * B kenarı olarak hesaplanır.
Bir kare düşünelim. 10 metre yatay kenarı 10 metre dikey kenarı olsun.
Bu alan 10 metrekare bir diğer deyişle 100 metre eder.
100 m2 ise 10000 metre alan ediyor. 1000 m2 =1000000 metre alan
Tonluk kapasiteler hesaplanırken metreküp hesabı olarak yapılır. Tonluk soğuk hava deposu maliyeti hesaplaması nasıl yapılır görelim.
ÖRNEK 2: Şimdi sizlere 1000 tonluk soğuk hava deposu maliyeti için mükemmel bir alan hesaplaması yapacağım.
Tonluk dediğimiz için depolanacak ürün ağırlığı önemlidir. Biz örneğimizde domates depolayalım.
*1 metre küp alana 4 sütun, 4 kat şeklinde 16 kasa domates alıyor. *Her kasa 15 kg diyelim.
-Metre kareye düşen ağırlık miktarı: 15*16 = 240 kg.
1000 tonu kilogram cinsine çevirdiğimizde 1.000.000 kg eder.
100.0000/240=41.660
Yani 1.000.000 kilogram domates için her 1 metre küp alanda 240 kg domates muhafaza edilebilir.
Kaç metre küp alan olduğunu anlamak için 1.000.000 kilogramı 240 a böldük ve kaç metre küp alan olduğunu belirledik. Sonucumuz 41.660 çıktı. Şimdi yanyana dizilmiş 41.660 adet 1 metreküp içerisinde 1000 tonluk domates muhafaza edebiliriz.
100 Metrekare alanın 10.000 metre ettiğini yukarıda yazmıştık. Bize lazım olan alan o kadar az değil. Soğuk hava depomuzun 3 metre olduğunu düşünelim. 41660/3 yaparak tek katta kaç metreküp gideceğini belirleyelim.
41660/3= 13886 metredir. Yani 13886 metre zemine sahip olmalıyız. 13886 metrenin kaç metre kare olduğunu bulalım.
118*118=13924 metre2 alan eder ve bu bizim projemizi tamamlamamıza yeterli olur. 38 Metreküplük bir alanımız da boş kalır.
Çok özenle hesapladım, umarım açıklayıcı anlatabilmişimdir.
İşlemde bir hatalı kısım varsa veya daha pratik bir yol biliyorsanız aşağıdaki yorum alanından belirtmenizi rica ediyorum.
ÖRNEK 3:
Metreküp hesabını (kilo hesabı olmadan) anlamanız için daha basit bir kaç örnek yapacağım.
20 m2 alan 400 metre etmektedir. Alan yüksekliğinin de 2 metre olduğunu varsayarsak 400*2=800 m3 alan elde edebiliriz. Deponuza 1 metreküp şeklinde 800 adet ürününüzü koyabilirsiniz. ÖRNEK 4:
30 m2 soğuk hava deposu ise 900 metre eder.
40 m2 ise 1200 metre alan eder. Yükseklik 3 metre olursa 3600 m3 elde ederiz. ÖRNEK 5:
50 m2 2500 metre eder. Yükseklik 2 metre olduğunda 5000 m3 alan elde ederiz.
Hesaplamaları birazcık büyütelim
300 metrekare toplam yani 300*300 = 90.000 metre alan eder. Bunu da 4 metre yüksekliğinde yaptığımızı varsayalım. 360.000 m3 alan elde edebiliriz.
500 m2 için: 500*500:250.000 Yükseklik(h) :4m 250.000*4= 1.000.000 m3 alan.
Domates örneğinde olduğu gibi 5, 50, 500, 3000, 5000 tonluk soğuk hava deposu fiyatları hesaplanabilir.
Bu hesaplamaları öğrendiniz artık işinizi anlatırken 10 m2 çapında 3m yükseklikte bir depo istiyorum diyeceksiniz. Veya ürünlerinizin 1 metreküpe düşen ağırlık miktarına göre soğuk hava deponuzun kaç metreküp olması gerektiğini kısaca biliyorsunuz.
Bu aşamadan sonra ürününüzün saklama koşullarını bilmeniz yeterli. Örneğin 4 derece ile meyve depolarken -18 derece ile et depolanacak. Not: Eksi 18 derece örnektir.
2x2 M2 Soğuk Hava deposu Fiyatı=>12.499₺ 2x3 M2 Soğuk Hava deposu Fiyatı=>16.499₺ 3x3 M2 Soğuk Hava deposu Fiyatı=>19.499₺ Daha büyük hacimli depolar ve en iyi fiyatı almak için arayınız.(Türkiyenin bütün illerine hizmet veriyoruz)
Formüllü Excel Tablosunu indirerek tüm hesaplamaları ve teklif işlemlerinizi sadece firma adınızı yazarak yapabilirsiniz. Fiyat Tablosunu İndir(İNDİR)

Soğuk Hava Deposu Yapımı Malzemeleri

Soğuk hava deposu yapımında kullanılan malzemeler ve işlemleri basitçe anlatalım.
Panel: Sac ve Poliüretan köpük ile yapılan ısı yalıtımı malzemesidir. İki yüzü sac ve ortası köpük dolgulu duvar ve çatı malzemesi olarak kullanılan yapılardır.
Soğuk Hava Deposu Kapısı: Soğuk hava deposunun panel kısmının dışında ki bir diğer ürünüdür. Bu kapılar hava geçirmez içeriden ve dışarıdan kolay açılabilir kilitli kapılardır. Kapı kenarları esnek ve çok sağlamdır.
Kompresör: Soğutucu akışkanı basınçla kondensere gönderen ve bu döngünün devamlı olmasına sağlayan motordur.. Kondenser: Basınç ile gelen akışkan gazı yoğunlaştırarak sıvı hale dönüştürmektedir. Bu esnada soğumuş olan sıvı ortamdaki sıcaklığı çeker. Aydınlatma Lambası:Soğuk hava deposu veya soğuk odanın aydınlatılmasını sağlar. Isı Ayarlama Termostatı: İstenilen derece de oda soğukluğunu ayarlamamızı sağlar. Artık dijital termostatlar ile çok daha kolay ısı ayarlaması yapılabilmektedir.
Soğuk hava deposu çalışma prensibi kompresör tarafından basınçlanan soğutucu akışkanın yoğunlaştırıcı tarafından soğutulmasıdır. Aynı işlem devirdaim yapar.

Soğuk Hava Deposu Imalatı Nasıl Yapılır?

Soğuk hava deposu nasıl yapılır basit ve doğal bir şekilde anlatalım. Soğuk hava deposu projesi için yer tespiti, kullanım amacı, istenilen büyüklük gibi bilgiler edinilir. Yapımı için öncelikle proje çizimi gerçekleştirilir. Cihaz seçimi yaparken kullanım alanı iyi düşünülerek cihazları ona göre seçmek gerekir. Motoru, kapıları, dijital termostat, duvar için panel, fan motoru ve fanı temin edilir.
Malzeme üretimi ve tedarik işlemlerini tamamladık.
Hazırlanan fizibilite çalışmalarından sonra zemin paneli ayarları yapılır. Zemin izolasyonu: boyutları belirlenmiş panel soğuk odanın zemini ve duvarlarına standartlar çerçevesinde montajı yapılmalıdır. Bu işlemler sonrası kapı montajı yapılır. Soğuk odalar da seksiyonel kapı kullanılmaz. Soğuk oda yapan firmalar tarafından soğuk oda kapısı sürgülü çeşitleri daha çok tercih edilir.
Ve proje aşağıdaki adımlar izlenerek gerçekleştirilir. Eğer eksik veya tartışmaya açık bir konu varsa yorum olarak bizlere yazabilirsiniz.

Soğuk Hava Deposu Kurulumu

Soğuk hava deposu Kurulumu aşağıdaki adımlar izlenerek gerçekleştirilmektedir.
Başlıyoruz. Soğuk hava deposunun kurulacağı yer zemininin yalıtımı ve izolasyon işlemi gerçekleştirilir.
📷
Sonrasında ise soğuk hava paneli mantolama işlemleri gerçekleştirilir. Soğuk hava deposu imalatında soğuk hava paneli mantolama işlemi çok önemlidir. Panel bağlantı noktalarının sağlamlığı ve hava geçirmez özelliği korunmalıdır.
Soğuk hava deposu maliyeti panel kalitesi ile artar. Soğuk hava panel fiyatları sac kalınlığı ve poliüretan köpük yoğunluk derecesi ile değişir. Soğuk hava deposu maliyeti 2019 yılında artan demir fiyatları ile yükselmiştir.
📷
Soğuk hava deposu imalatı sonraki aşaması ise soğuk hava deposu motorudur. Soğuk hava deposunun motoru daha çok tavana monte edilmekte ve yerden tasarruf sağlanmaktadır. Soğuk hava deposu fiyatları motor büyüklüğüne göre artar veya azalır.
📷
Soğuk hava dolabı imalatında en çok dikkat edilmesi gereken ve en önemli parça motordur. Soğuk hava deposu üreticileri kondenser ve evaporatör olarak tercih etmektedirler.
Soğuk hava deposu kapısı montajı ile işlem devam eder. Sürgülü ve normal kapı olarak 2 çeşit soğuk hava deposu kapısı vardır. Kapı montajında soğuk havanın dışarı çıkmamasını sağlamak için özen gösterilmektedir.
📷📷
Soğuk hava deposunun bir sonraki aşaması ışıklandırılmasıdır. Genellikle kapı girişine anahtarı konularak yapılmaktadır. Soğuk hava deposu üreticileri daha çok floresan lamba tercih eder.
Soğuk hava deposu üretimi bir sonraki aşaması ise soğukluk derecesini gösterme ekranıdır. Bu cihaz dijital göstergeli ekrana sahiptir. Soğuk hava depo kapısı önünde görülebilecek bir noktaya yerleştirilir. Soğuk hava deposu fiyatları kullanılan malzemelere göre artış gösterebilir. Örneğin soğuk hava deposuna kamera kurulumu soğuk hava deposu fiyatlarını etkiler.
📷
Soğuk hava dolabı derece ekranının takılması sonucu kurulum tamamlanmıştır. Satılık soğuk hava deposu alınırken derece ekranının sağlam çalışır olduğundan emin olunmalıdır. Kurulum sonrası test işlemi yapılır.
Test işleminde soğuk hava deposu soğutma hızı, Soğuk hava deposu motor sesi, derece ekranı kontrol edilir. Soğuk hava deposu üretimi bitmiş olur.
Soğuk hava deposu fiyatları için arayınız..

Soğuk Hava Deposu Yapımı Hakkında 50 İPUCU

-Kapı kolu kilidi, aydınlatma, derece ayarlama, dış ünite, iç ünite ve aksesuarları uzun ömürlü olacak şekilde seçilmelidir.
-Soğuk hava depoları çalışma prensibi tüm soğutma sistemlerinde olduğu gibidir.
-Kargo ve lojistik şirketleri de soğuk hava deposu bulunan araba ile dağıtım yapmaktadır.
-Soğuk hava deposu arızaları veya ayarları için bizleri aramaktan çekinmeyin.
-Büyük soğuk hava depolarında insanlar günlük giysileri ile çalışamazlar. Bu ortamlarda çalışanların ayakkabıları, tulumu, elbiseleri, eldiveni ve montu vardır. Özellikle yeleği ve montları sonra diğer ekipmanları soğuğa dayanıklı olmalıdır.
-Soğutma sistemlerinde boru çapı hesabı akışkanın debisine göre yapılmaktadır.
-Soğuk oda boyutları 2m kareden başlayarak istenilen boyutlarda üretilmektedir.
-Bazı soğuk hava depoları -4 ve -18 derece soğuklukta kullanılırken bazı soğuk odalar +4 ve 5 derecelerde kullanılır. Bu soğuk odalarda buzlanma olması istenilen bir durum değildir. Bu sorun genelde fan arızasından kaynaklanmaktadır.
-Yönetmeliği, güvenlik talimatı ve kullanım kılavuzu kapıya mutlaka asılmalıdır. -Meyve sebze depoları için derece ayarları çok önemlidir. Donma tüm meyve ve sebzeleri çöp edebilir.
-Soğuk hava deposu elektrik maliyeti motor gücüne ve evaporatör sayısına göre değişir. Alanın hacmine göre evaporatör sayısı artar ve enerji sarfiyatı yükselir.
-Soğutucu akışkanı bitmiş tüplere gaz basma işlemi uygulanır.
-Derece göstergesi çalışmaması durumlarında ilk önce termostat kontrol edilmelidir.
-Enerji tüketimini düşürmek için iyi araştırılmış bir yer seçimi ile güneş enerjisi yardımıyla elektrik üretilebilir.
-Soğuk hava deposu ısı dereceleri belirli aralıklarla kontrol edilerek ısı kaybı hesabı yapılır. -Büyük işletmelerde ısı takip formu veya ısı takip sistemi ile kontrol sağlanır. Bu kontroller ısı yalıtımında bir kaçak veya ısı yükü hesabında hata olup olmadığını tespit eder.
-Soğuk hava deposu inşaatında iş güvenliği firmamız tarafınca hassas olduğumuz konulardandır.
-Soğuk hava deposu enerji tüketimi kompresör kaç kw elektrik tüketiyorsa o kadardır. Led aydınlatma ve termostat enerjisi buna dahil değildir.
-Soğuk hava deposu mimari projesi çizimi uzman ekibimizce yapılmaktadır.
-Soğuk hava deposu nemlendirme cihazı sayesinde dış üniteden gelen basınçlı su parçalanır. Bu milyarlarca parça sis haline gelir. Ve bu şekilde nemlendirme işlemi tamamlanır.
-Soğuk hava deposu örnek projeler eklenecektir.
-Projede ne kadar alan isteniyorsa yüksekliği ona göre ayarlanmaktadır.
-Soğuk hava deposu zararları arasında ürünlerde tad ve doğallığının kaybolduğu söyleniyor. Ürünler tüm doğallığını korumasa bile tadından hiçbir şey eksilmiyor.
-Soğuk hava depolarının içlerini kontrol edebilmek için izleme kameraları kurulumu yapılır. -Kapı önünde uyarı levhası bulundurmalı veya zil uyarı sistemi kullanılmalıdır. Bu sistem çalışanları ve işvereni korumaktadır. Aynı zamanda çalışma saatleri içinde ve dışında soğuk oda izlenebilir.
-Soğuk hava deposu raf sistemleri fiyatları rafların yüksekliği ve raf sayısına göre değişmektedir.
-Soğuk hava deposu ruhsat işlemleri belediyeden alınmalıdır. Herhangi bir kaza durumu için sigortası yaptırılmalıdır. Ruhsatı olmadan faaliyet göstermesi yasaktır.
-Soğuk hava deposu tarihçesi çok eskilere dayanmamaktadır. Geçmişte yaz mevsimlerinde soğuk muhafaza edilmesi gereken ürünler mağara gibi alanlarda saklanırdı.
-Soğuk hava deposu tesisatı teknik özellikleri ve teknik şartnamesi içeren evrak işletmenizde bulundurulmalıdır.
-Şok soğutma nedir? Şok odası içerisindeki ürünleri yüksek hızda -20 derecelere getirme işlemine şok soğutma denir.
-Soğuk hava deposu üreticileri arasında en uygun teklifi almak için bizleri arayabilirsiniz.
-Soğuk hava deposu soğutma yükü hesabı alanın hacmi ile soğutma sistemi performansı karşılaştırılarak yapılır.
-Soğuk hava deposu giderleri olduğu kadar getirisi de olan bir sistemdir. Kiralık olarak bir alan veya deponun tamamını vererek gelir elde edebilirsiniz. Projenizin planı çizilirken kiralık verme ihtimalini düşünmelisiniz. Kiralık ücretleri belirlerken depo hacmi ve kiralanan alan ile birlikte elektrik giderleri hesaplanmalıdır.
-Hava perdesi nemlendirici tarafından oluşacak damlaları gidermeye yarar.
-İnsanlar ufak bir pratik hesap yaparak ne kadar kar ederim diye düşünüyor ancak bilinmeyen sektörde hesaplar tutmayabilir.
-Soğuk hava deposu hava perdesi rezistansları istenilen ölçülerde rezistans üstüne sıkça sarılmaktadır.
-Soğuk hava deposu risk değerlendirmesi yapılmadan herhangi bir proje tasarımı veya çizimine başlanmamalıdır. Soğuk hava deposu risk analizi örneği için bir depo sahibinden fikir alabilirsiniz.
-Soğuk hava deposu otomasyonu ve hesaplama tablosu slayt ve excel formatında sayfanın altına eklenecektir.
-Soğuk hava deposu metrekare maliyeti 2000 tl ile 3000 tl arasındadır.
-Endüstriyel soğutma sistemleri geçtiğimiz iki yıl içerisinde artan bir grafik çizmektedir. Ancak soğuk hava deposu maliyeti 2018 ve 2019 yıllarından sonra artan demir ve dolar bazlı ihraç ürün ücretleri nedeniyle artış göstermektedir.
-Dünya üzerindeki kıtlık oranlarının azalması soğutma sistemleri faydaları arasındadır. Bu şekilde gıda ömürleri artmakta ve talep olmayan ürünler bozulmadan bekleyebilmektedir.
-Soğuk hava deposu firmaları arasında en uygun fiyatları almak için arayınız.
-Soğuk hava deposu ve soğuk oda sistemleri hakkında tez yazabilirim. -Soğuk hava deposu proje örneği çizimi yüklenecektir (dwg).
Sebze ve meyve soğuk hava depoları dört mevsim istediğimiz ürünü yememizi sağlamaktadır. Belirli soğuklukta tutulan soğuk hava depolarında envai çeşit ürün belirli bir süre boyunca bozulmadan saklanır.
Tüm bu ürünler dondurulmadan aylarca bekletilir ve sonra ülke pazarına çıkarılmaktadır. Dört mevsim domates, salatalık biber gibi sebzelerin buunması bu depolar sayesinde sağlanmaktadır.
Soğuk hava depoları olmadan önce elma, armut, ayva gibi meyveler saman içinde muhafaza edilirdi. Hayvanlara verilen bu samanlar kış aylarında meyvelerin donmasını engellemektedir.
Günümüzde ise bu durum teknolojik gelişmeler ve soğuk hava depoları ile daha temiz ve kontrol edilebilir hale gelmiştir.
Meyve ve sebze soğuk hava deposu fiyatları soğutulacak alanın hacmine göre değişmektedir. Aynı zamanda mekanın ısı yalıtımı soğutma hızını artıracak veya azaltacaktır. Yaz aylarında sıcaklık oranı çok yüksek olan bölgelerde soğutma maliyetleri de artacaktır.
Meyve sebze soğuk hava deposu yalıtımı iyi ise soğutma sistemi aylık maliyeti düşmektedir. Ancak aksi durumda aylık gideriniz artacaktır. Meyve Sebze Soğuk hava deposu fiyatları belirlemede alanın hacminin etkili olduğunu söylemiştik.
Bu alan hacmine göre soğutma sisteminin gücü ve etkisi belirlenmektedir. Eğer soğuk hava deposu küçük ise ve ısı yalıtımı sağlam ise daha uygun maliyetli bir soğutma sistemi kurulabilir.
Ancak hacim büyük, ısı yalıtım zayıf ve hava yalıtımı kötü ise o zamana daha büyük bir sistem tercih edilmelidir. Uygun maliyetli soğuk hava deposu yapılmak istenildiğinde soğutma problemi yaşanabilir.
Bu yüzden soğuk hava deposu soğutma sistemi seçimi yapılırken çok dikkatli olunmalıdır.
Soğuk hava depolarında muhafaza edilen meyve ve sebzeleri sizler için sıralıyoruz.
Kış meyve ve sebzeleri: Mandalina, portakal, greyfurt, nar, kestane, armut, turp, pırasa, havuç, ıspanak, lahana, limon,kivi, avokado, hindistan cevizi... İlkbahar meyve ve sebzeleri: Çilek, kiraz, dut, marul, kıvırcık, yeşil soğan, yenidünya...
Yaz meyve ve sebzeleri: Karpuz, kavun, erik, şeftali, nektari, kayısı, üzüm, domates, salatalık, patlıcan, semizotu, enginar, karnabahar, kabak, bezelye, vişne.. Sonbahar meyve ve sebzeleri: Ayva, muşmula, alıç, elma, incir, taze fasulye, kuru soğan, hurma...
Tüm bu yukarıda saydığımız meyve ve sebzeler soğuk hava depoları sayesinde daha uzun süre tüketilmektedir. Hatta domates, salatalık gibi sebzeler seracılığında gelişmesiyle dört mevsim tüketilmektedir.
Bazı sebze ve meyvelerin sadece mevsiminde lezzetli ve sağlıklı bir şekilde tüketilmesi tercih edilir. Ancak yoğun nüfus artışı ile oluşan talep dengesi buna el vermemektedir.

Sıkça Sorulan Sorular

Soğuk hava deposu bakımı nasıl yapılır? -Gaz basma hızı, yalıtımı, kapı kontrolü ile evaporatör kontrol edilerek yapılır.
Soğuk Hava Deposu Nedir? -İhtiyaç duyulan her alanda soğutma işlemini gerçekleştiren oda görünümlü saklama depolarıdır.
Soğuk Hava Deposu Nasıl yapılır? -Soğuk Hava deposu alt zemini, yan duvarları, tavanı, kapısı ve soğutma sistemi yerleştirilerek yapılmaktadır.
Soğuk hava deposu maliyeti 2020 ne kadar?
-Soğuk hava deposu maliyeti 2020 yılı 2x2 fiyatı 12499 liradır. daha büyük boyutlar için ana sayfamızda ki fiyatlar bölümünü inceleyiniz.
Soğuk Hava Deposu Standartları
-Soğuk hava deposunun minimum değerlerdeki standartları en az 6 derece soğutmalı, termostat ve yalıtımı sağlam olmalıdır.
Satılık ikinci el soğuk hava deposu fiyatları nedir? -Soğuk hava deposu fiyatları 2020 yılı için; -2x2 Fiyatı: 12499 ₺, -3x2 Fiyatı:16499 ₺,
-3x3 Fiyatı:19499 ₺,
Soğuk hava deposu nasıl kurulur, nasıl olmalı, nasıl yapılır? -Hepsinin cevabı çok basit tüm yukarıdaki adımlar izlenerek kurulum yapılır.
Soğuk hava deposunda kullanılan gazlar? -Soğutucu akışkan nedir adlı makalemizde detaylı şekilde anlatılmıştır.
Soğuk hava deposu kaç derece olmalı? -Muhafaza edilmek istenen ürüne göre derece ayarlanabilmektedir.
Devlet destekli hibe ve yatırım teşviki varmı, teşvikleri neler? -Bayındırlık bakanlığı tarafından derecelendirilen şehirlerde kurulumunda 3 yıl vergi muhafiyeti, Kdv indirimi gibi yardımlar mevcut. Not: KDV ödemeleri iş bitirme belgesi sonrası verilmektedir.
Soğuk hava deposu işinde para varmı, karlımı, kaça mal olur, işi nasıl yapılır? -Alın teri ile yapılan her işte para kazanılır. Karlımı? Sektöre hakim iseniz ve bütçeniz varsa kar edebilirsiniz. Kaça mal olur? Boyutlarına göre değişir detaylı bilgi için bizi arayabilirsiniz.
İşi nasıl yapılır? Eğer sektördeki tüm işlere (kaynak, elektrik, gaz basma vb gibi) hakimseniz yapabilirsiniz.
Soğuk hava deposu kurulumunda dikkat edilmesi gerekenler? -Proje tasarımı, depo hacmi net bir şekilde belirlenmelidir. Küçük gelmesi durumunda ekstra maliyet çıkarabilir.
Soğuk hava deposu ne kadar elektrik harcar? -Motor gücüne göre ve evaporatör sayısına göre değişkenlik gösterir.
submitted by uzmansogutma to u/uzmansogutma [link] [comments]

Sistem Analizi DERS1 SİSTEM ANALİZİ VE TASARIMI - Ünite 5 Özet1 Sistem analizi - YouTube Sistem Analizi ve Tasarımı I - YouTube

Sistem analizi, ana sistem öğe ve işlevlerinin ele alınarak, ayrıntılı olarak tanımlanmasıdır.Bu aşama sonucunda üretilen raporda kullanıcının bütün ihtiyaçları, var olan sistemin durumu, seçilen en uygun çözümün değerlendirilmesi ve var olan sistemin nasıl iyileştirilebileceğine dair öneriler yar almaktadır. 17 ... Sistem analizi, sistemlerin çevreleri ile olan ilişkilerini ve etkileşimlerini incelendiği bir alandır. Sistem analistleri sistemi meydana getiren öğelerin ve değişkenlerin sistem üzerindeki etkilerini inceler ve raporlar. Bu amaçla sistemler üzerinde düzenlemeler yaparak sistemlerin daha etkin hale getirilmesi için uğraşırlar. Sistem analisti; Sistem Analizi Nedir ve Yararları. Sistem analisti bilgi sistemi ve bilgi teknolojisi ile işletme bulunan problem leri ve gereksinimleri çözerek işletmede önemli gelişmeler sağlamayı hedefler. Bu faaliyetlerin sonunda; İşletme süreçleri geliştirilir. Mevcut bilgi sistemleri geliştirilir. Academia.edu is a platform for academics to share research papers. Sistem analizi-1 1. DERS NOTLARI Ders Kodu : 001 (END314) Ders Adı : Sistem Analizi ve Tasarımı Kısa Ders Özeti Bu ders, genel sistem yaklaşımı kavramlarını ve işletmelerin sistem yaklaşımı ile incelenmesini gösterdikten sonra, bilgisayara dayalı bilgi sistemlerini anlatır.

[index] [4407] [2096] [7162] [7300] [4266] [3003] [5887] [791] [5045] [918]

Sistem Analizi DERS1

SİSTEM ANALİZİ VE TASARIMI - Ünite2 Özet2 - Duration: 9:59. Açıköğretim Sistemi - Anadolu Üniversitesi 3,688 views. 9:59. Forest Birdsong - Relaxing Nature Sounds - Birds Chirping ... Enjoy the videos and music you love, upload original content, and share it all with friends, family, and the world on YouTube. Enjoy the videos and music you love, upload original content, and share it all with friends, family, and the world on YouTube. Gülşah ULUTÜRK-Büşra ÖZKAN-Kübra YAŞAR. Java Project Tutorial - Make Login and Register Form Step by Step Using NetBeans And MySQL Database - Duration: 3:43:32. 1BestCsharp blog ... SİSTEM ANALİZİ VE TASARIMI - Ünite 7 Özet - Duration: 11:26. Açıköğretim Sistemi - Anadolu Üniversitesi 3,024 views. 11:26. Beni Takip Eden Borsada Mağdur Olmaz - Duration: 46:35. En ...

https://forex-korea.a4mining.pw